·304 syf.····Okunma: 09 Mayıs 2020 18:44 “Hayır, hayır! Şunu bilin ki bu dram ne bir düş ürünü, ne de bir romandır. All is true, bu dram öylesine gerçek ki öğelerini herkes kendi evinde, belki de kendi yüreğinde bulabilir.” Demiş Balzac bu kitabın ilk sayfalarında. Sonraki sayfalarında da bizlere klasik nedir? , bir yapıt nasıl klasik olur? Bunları cevaplamış.
Goriot Baba, Balzac’ın hayatı boyunca yazdığı eserleri kapsayan İnsanlık Komedyası’nın giriş basamağını oluşturuyor. Kitap, 19. Yüzyıl Paris’ini anlatmaktatır bizlere. Bolca mekan ve karakter tasvirleriyle başlayan kitap, okurken içindeymiş gibi hissettiriyor. Balzac’ın ustalığını ve kalemini bu tasvirlerde oldukça hissediyoruz. Ama o kadar çok mekan ve kişi tasviri yapılıyor ki okurken aklınızın karışmamasına olanak yok gibi. Bir de bu noktadaki tek olumsuz eleştirim karakterlerin bir anda tanıtılması. Kitaba alışana kadar kim kimdi diye düşünmemek elde değildi bu sebeple.
Kitap, seçkin çevrelere girmeye çalışan bir üniversite öğrencisi olan Rastignac, kızları için yaşayan bir bir baba ve kitabın en felsefik kişiliği olan Azrail-Çatlatan nam-ı değer Vautrin çevresinde şekilleniyor. Paris’in ücra bir sokağındaki bir pansiyonda hayatları kesişir bu karakterlerin. Özellikle Rastignac ile yürüyen kitapta her karakter Rastignac’a bir şey katmıştır. Onun şöhret düşkünü karakteriyle başlayan kitap, son sayfasında oluşmuş yeni karakteriyle yakından uzaktan alakalı değildir.
İkinci önemli karakterlerden olan Vautrin, hiç kuşkusuz kitabın en felsefik karakteriydi. Söylediklerini genelde doğru bulmadığım halde her cümlesinin sonunda doğruluk payı olabileceğini de düşündüğüm bir karakter oldu kendisi.
Kitabın baş karakterlerinin sonuncusu olan Goriot Baba, baba sevgisini içimizde hissettiren ve hayatını iki kızına adayan bir karakter. Şımartılarak büyümüş iki kızın seçkin çevrede davetlerden davetlere koşarken, babalarının pansiyonda sadece kızlarını düşünerek uyuması bile okurken çok hüzünlendiriyor insanı. Kızlarının ona sadece para için gelmesi yüzünden Goriot Baba, her şeyi parayla yapabileceğine inandırıyor ve bu düşünceyle yaşıyor.
Balzac benim için Fransız edebiyatının Dostoyevski’sidir. Psikolojik tahlilleri, yazımdaki ustalıkları yönünden hep benzetiyorum ikisini de. Bu kitapta da eğer Rastignac Vautrin’in sözlerine kulak assaydı bir tane daha Raskolnikov olurdu diye düşündüm.
Kısacası yüzyıllardır değişen tek şey davetler, kıyafetler, sokaklar oldu. İnsanlık hep aynı kaldı. Hep hayırsız evlatlar oldu, hep sömürülen insanlar oldu. Çıkarcılıktan bir adım öteye gitmeyen bir insanlık var oldu hep. Bu sebeple klasikler bize yol gösterici bir kılavuz olmaya devam edecekler.
Romanda realizm akımının kurucu mitlerinden olan Balzac’ın bu romanı, yüzyıllar geçse bile her zaman insanlığa ayna tutan bir kitap olacaktır. Keyifli okumalar.