Bilmediğin Bir Tarafım Var Anne
Puan vermedi·112 syf.··
2020 55. kitabı
YouTube kitap kanalımda Oyuncak Hikayesi kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: ytbe.one/a3ctaLux8B4 9 ay içinde bulunup Sisifos mitindeki gibi bir yük olduğum, doğum sırasında ayaklarımın ters gelmesiyle birlikte sezaryene mecbur bıraktığım, evde sataşacak kimse bulamadığım anda türlü şapşallıklar yapıp bunalttığım o yüce insana... Tersten bakardım sana küçükken, hala da bazı konularda düşünsel olarak öyle bakıyorum anne. i.ibb.co/dbknPF6/IMG-868... Senin kendi taşındığın evin içinde senin oğlun bir evlat gibi dev bir kitaplığı büyütüyor, bilgileriyle ve deneyimleriyle mama veriyor ona. Bazen onun susmaması için bilinç emziğini bile bile takmıyor. Bir insan torunlarını umursamaz mı? Neden o kadar emek vererek besleyip büyüttüğüm kitaplığımın yüzüne bakmıyorsun annecim? Peki, hatırlar mısın? Senle beraber Oyuncak Hikayesi kitabını okurduk. Woody ve Buzz Lightyear ile birlikte sayısızca defa senin sesinle uyuyakalırdım. Sen artık o kadar çok sıkılırdın ki, bazen sayfaları atlardın ben ise bazen anlardım bazense kaçırırdım. Bu aynı yediğim yumurtalara senin peynir katman gibiydi, onu da bazen anlayıp yemezdim bazen de yiyip geçerdim. resimag.com/p1/5890c85a209.... "Farkında mısın birbirimize ne kadar benziyoruz anne?" Murathan Mungan Sonra yollarımız biraz ayrıldı anne. Sen kolay olanı ve sana rahat geleni sevmeye devam ettin fakat benim yolum birazcık ısırgan otlarıyla dolu bir yola düştü. Sen beni tertemiz doğurdun fakat ben senin yüküne saygısızlık ederek o tertemizliği pislettim. Ama... "Kolay olanı herkes sever anne, iş ısırgan otunu sevmekte..." Murathan Mungan Ama anne! Büyüdüm artık ve seni anlatan, senin kıymetini bilen, senin taşıdığın dünyalarca yükü bir Atlas gibi sırtında taşıyan yazarlar tanıdım. Didem Madak'tı onlardan biri: "Sevgili anneciğim, Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi." Didem Madak Neyse be anne, senle Woody'yi, Buzz Lightyear'ı ve onların bulunduğu evi konuştuğum zamanları özledim işte. Hani Orson Welles'ın Yurttaş Kane filminde "Rosebud" adındaki kızağıyla kaydığı çocukluk ve masumiyet zamanlarını özlemesi gibi ben de seninle sen olabildiğim zamanları özledim. Sanırım her yaşın oyuncağı kendisine özel oluyor, eskiden somut oyuncaklar verirlerken bize, şimdi soyut oyuncaklar ediniyoruz kendimize. Artık çek bırak arabalarım gibi olan duygularım, kurmalı oyuncaklar gibi yaşayan planlı bir hayatım, demir uçaklarım gibi istediğim yerden yine istediğim yere götürebileceğim bir bedenim ve sana olan bağlılığım eskisi gibi olmadığı için yeni dönem sosyal medya mahallesi çocuklarıyla yaptığım tartışmalarda kaybettiğim tasolarım var... "Bana böylesi garip duygular Bilmem niye gelir, nereye gider? Döndüm işte: acı, yüreğimden beynime sızar Bugün de ölmedim anne..." Ahmet Erhan Biliyorum, bu bile anlatamadı Oyuncak Hikayesi'nin güzelliğini. Çünkü Woody ve Buzz Lightyear da cansız bir nesne sanıldıkları için duyguları yok diye düşünüldü. Oysaki onların da kendi aralarında yaşadıkları bir hayatı vardı, onların da içinde oyuncak olarak yaşamaya devam ederken birilerine bağlılık hissettiği noktaları vardı. Hatta biliyor musun anne? Ben büyürken biraz Yunan mitolojisi de öğrendim ve orada Tantalos diye bir amca vardı. Tanrıların ona verdiği ceza yüzünden uzanmaya çalıştığı her yiyecek, uzanmaya çalıştığı her su birikintisi anında çekilirdi. Sen benim Tantalos'um oldun anne. Sana çok sevdiğim bir şarkının nakarat kısmını hediye ediyorum. Bugün senin günün olduğunu biliyorum fakat ben bu günü istisnalaştırdığım kadar diğer günlerde seni unuturum. O yüzden iyisi mi bu yazıyı çok uzatmayayım ve seni o yüce kadınlığınla başbaşa bırakayım: "Anne, bilmediğin bir tarafım var Fotoğraflarındaki gülümseyen çocuktan farklı Bazı kararlar aldım Bazıları yanlış, bazıları doğru Şimdi geceleri uyurken yabancılar numaramı arıyor Ama onlar da günahkarlar Ve beni sadece daha da kötüleştirecekler Gitmeme ve yoldaki bir delikten aşağı Bir kuruş gibi yuvarlanmama izin verme..."
Edebiyat
Oyuncak HikayesiKolektif · Doğan ve Egmont Yayıncılık · 199624 okunma
··
2.223 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
youtu.be/TrhJopTkPZI "Annenin ölümünün dil bilgisi, grameri olmuyor ki Eda." Sanırım kıymetini pek az bildiğimiz kaybettikten sonra belkide gerçek değerini anlayacağımız en büyük hediyemiz. Bazen kızıyorum kendime tartışınca annemle. Vicdanım bir türlü rahat bırakmıyor. Kızdı sana diyorum hatta daha kötüsü kırıldı. Farkına varmıyoruz bir türlü akıp giden zamanın sevdiklerimizi de beraberinde götürdüğünün. Bağırıyoruz kavga ediyoruz ve kırıyoruz. İnsanların kalbini kırdığınız zaman kolay kolay geçmez acısı. Anne kalbi hariç onların kalpleri o kadar büyük o kadar sevgiyle doludur ki tek bir özürde her şeyi unutur. Özür dilerim anne seninle kavga ettiğim,seni kırdığım her an için sakın beni bırakıp gitme.♥️
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
İç dökmeniz için çok teşekkür ederim
İncelemen çok tatlı bir çocuk gülümseyişi gibi. İçindeki o hiç büyümeyen annesine ters bakan çocuk, seslenmiş en sevdiğine. Annemiz özeldir her daim. Bir gün değil her gün onların. Hatırlamak, hatırlatmak güzel şey elbette. Günümüzde reklam aracı olması bana hep yanlış gelmiştir. Burda amacım eleştirmek değil sadece kendi özelimde üzüntümü dile getirmek. Zira bir de özlem duyanlar var. Şimdi gidip bir kez daha sarılacağım anneme.
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Yaşasın! İnceleme sayesinde bir insan annesine sarılacak, harika. :)