7/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2020 9. kitabı
Umut YALIM, 19 Ağustos 1984 yılında bir ürün yerleştirmesi gibi İstanbul'da doğdu. Gece 12’den sonra başlıyor krallığı. Kalbindeki prizi cebinde fişiyle birlikte taşıyor. Aşkla gargara yapmayı seviyor krallığında. İntihar ediyor ama müntehir olamıyor. 2003 yılında, liseyi Saint Benoit Fransız Lisesi’nde bitirdikten sonra aynı yıl İngiltere’ye gitti ve 2007 yılında, University of the Arts London Chelsea College of Art&Design’ın Plastik Sanatlar bölümünden mezun oldu. Çeşitli özel sanat kurslarıyla da eğitimini birleştiren Umut Yalım, University of the Arts London Camberwell College of Arts’da yüksek lisansını Kitâp Sanatları üzerine yaptı. Kendisini sanatın basmakalıplarını gidermeye çalışan değil, sanatın özünde kendisinin basmakalıp olduğunu savunan genç sanatçı GaleriBu’nun sahibi. Biyografi, Şiir ve Roman kategorilerinde eserler yazmış bir yazardır/ şairdir. Başlıca kitapları alfabetik sırayla; Evlad-ı Fatihan Gerçek Bir Hikâye, Rockabilly Köpekleri, Sırtlan Yalnızlığı, Ve Evlad-ı Fatihan: Havan Hasan olarak sayılabilir. Umut Yalım kitapları; Artshop Yayıncılık, Geoturka, Hayal Yayınları, İleri Yayınları, Yasakmeyve aracılığıyla kitapseverlerle buluşmuştur. Umut Yalım tarafından yazılan son kitap "Sırtlan Yalnızlığı", Hayal Yayınları tarafından okurların beğenisine sunulmuştur. "Sırtlan Yalnızlığı", 2018 yılında Hayal Yayınları etiketiyle yayımlanan Umut'un sonuncu kitabıdır. Umarım devamı hep gelir. Kitabı yayına hazırlayan Eşref YENER'dir; kapak görselini ise Umut YALIM'ın kendi çizimidir ve kapak uygulamasını ise Nihat TAÇYILDIZ üstlenmiştir. Kitap yetmiş sayfadan ve yirmi üç şiirden oluşuyor. "Sırtlan Yalnızlığı" her ne kadar içerik ve şekil olarak "rockabilly köpekleri"nden farklı görünse de bence sözcüklerle oluşturulmuş alegorik bir duygusal uzantısıdır. Sözcüklerle söylemeyi değil de anlatmayı yeğleyen Umut, algoritması farklı ve biraz da abstre sanat anlayışına dayanan bir "oto+natürmort" mekanizmasını tercih ediyor şiir dili için. Neden mi sırtlan ve yalnızlığı? Hepimiz biliriz ki sırtlan kendi sürüsü içinde daima yalnız kalandır. Yani kalabalık içinde yalnız kalan. Çevrenin gürültülü kalabalığından hem bıkmış hem de kendini soyutlamak istiyor Umut. Sanırım Burjuvazi içinden birisi olduğu için yapaycılığı ve samimiyetsizliği yakından hissedip görmüş ve uzaklaşmak istiyor. Sistemi kendi içinde yıkmak istiyor. Daha çok asgarî ama sıkıntısız bir yaşamın hayalini kuruyor ve onun için çabalıyor. Küçük ve sevimli bir evde fokurdayan buharlı bir çaydanlığın resmini bize uzatıyor. Umut, her nesne ve her kişide kendini aradığını "rockabilly köpekleri"nden dolayı çoğumuz bunu biliyoruz. Varoluşsal tatminsizliği, sıkıntıları ve boşlukları var ya da öyle kurguluyor. Kalabalığın kötü etkisi olsa gerek sürekli bir şeyleri dert ediyor. Kalabalığın yapaycılığı ve samimiyetsizliği aşırı can sıkıcı. Ki insanoğlu ilgi ve sevgi isteyen bir varlıktır. Umut zaten sürekli Godot'yu bekler gibi bekliyor sevdiği kadını. Ne o geliyor ne de Umut! Hep bekliyor. Acımasızca bekliyor! Bütün yollar tıkanınca umutsuzluğa kapılıyor. Zihnini sürekli ölüm meşgul ediyor. Genç ölmekten çok korkuyor. Ya bir hastalığı var ya da genç yaşta çok sevdiği birisinin ölmüş olduğuna tanık olmuş ve bu da onda travmaya yer açmış. Sahi, her sanatçının genç ölmekten korkusu var mı? "Çok korkuyorum Haydar/ Ölmekten değil/ genç ölmekten/ Bu yaşta artık/ Ölümü güzelleştiremem" dediğini görmüyor muyuz? Umut'un hep kendisini anlamadıklarını duyuyoruz sır tutmayan sözcüklerden. Sen çevrene anlatıyorsun ama anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. Bir yerden sonra ego sarsıntı oluşuyor. Ya Id ve Süperego'ya başvuracak ya da alter-ego'ya başvuracak. Umut'un tercihi belli zaten. Elvisî bir kişiliğe bürünmüş alter-ego yapısını seçmiş. Umut, kişilik bölünmesini ve yaşam azlığını sadece müzik üzerinden değil sinema üzerinden de vurguluyor. Kitabın ilk sayfalarında yer alan ilk şiir olan "Godard Bozuğu"ndan bunu hemen anlıyoruz. Şanslıyım ki zamanında Godard'ın filmlerini izlemiş ve incelemiştim. İkinci Yeni algısını değişik bir stil ile yeniden yaratmaya çalışıyor. "rockabilly köpekleri"nde daha çok Batı etkileri ön plandaydı. Dünyayı sürekli takip etmesinden ve İngiltere'de okuyup yaşaması da etkilidir büyük ihtimalle. "Sırtlan Yalnızlığı"nda ise Doğu etkilerini de belirtmiş. Mesela Itrî ve Nizamî'den açıkça bahsetmiştir. Sanatın evrenselliğine göz kırpıyor. "Hiçbir Cennet Cennete Gidemez" isimli şiirinde inanç sorgusunu ve cennetten yola çıkılarak diğer şeylerin kaygısını da içindeki boşluğun etkisiyle sorguluyor. Kitaptaki karakter ya da Umut'un kendisi kardeşiyle ilgili bir yarası var herhâlde. Anlaşamamazlık! Belki de hiç kendisini katmadan sadece halklardan bahsetmiştir. Halkların kardeşliği ve halkların arkadaşlığı. Bazı arkadaşlar bazı kardeşlerden daha çok kardeş oluyor. Kan bağına gerek yok. Sevgi bağı yeter. Aile yapısını irdelemeye çalışıyor. Umut, amorf yapılardan uzak durup kendine özgü performans şiir stilleri oluşturma telaşını bize aktarıyor. Üçüncü şiir kitabında bunu büyük ihtimalle göreceğiz gibi. Hani size bir önceki incelemede ("rockabilly köpekleri" incelemesinde) demiştim ya. Müziği iyice araştırınız diye. Mesela bir tane şiirin adı "Una Fugitiva Lagrima"dır. Donizetti'nin "l'elisir d'amore" (aşk iksiri) isimli komik operasının şimdi en bilinen, en sevilen aryasıdır. "Kaçak bir gözyaşı" diye çevirmek mümkündür adını. lagrima Eski İtalyanca'da lacrima'ya dedikleri şeydir, "una furtiva lacrima" diye de geçer kimi kaynaklarda aryamız bu yüzden. Bir bağlam içine oturtmak gerekirse, nemorino fakir fukara bir oğlandır ama zengin ve kendisiyle ilgilenmeyen bir kıza sevdalanmıştır. Çaresizlik içinde bir "aşk iksiri" alır ama aldığı şey ucuz kırmızı şaraptan başka bir şey çıkmaz. Nemorino acınası bir şekilde yine de bunun işe yarayacağına inanmaktadır. İşte birden zengin kızın ağladığını gördüğünde onun kendine aşık olduğuna ve bu yüzden ağladığına inanır. Çok güzeldir, çooook: "una furtiva lagrima negli occhi suoi spunto: quelle festosee giovani invidiar sembro. che piu cercando io vo? m'ama, lo vedo. un solo instante i palpiti del suo bel cor sentir! i miei sospir, confondere per poco a' suoi sospir! cielo, si puo morir! di piu non chiedo." Hemen hemen şöyle bir şey demeye getiriyor Nemorino:" Kaçak bir gözyaşı onun gözlerinden çıktı. Sanki şu neşeli gençleri kıskanır gibi. Daha fazla ne isteyebilirim ki? Beni seviyor, görüyorum bunu. Kalbimin bu kadar yakınındaki kalbinin çarpıntılarını bir an bile olsa duymak! Kendi nefes alışımı nerdeyse onun nefesiyle karıştırmak! Tanrım, işte şimdi ölünür! Daha fazlasını isteyemem." Ne kadar enfes değil mi? Soprano Katia Ricciarelli'nin söylediğine göre operada u sesi çıkarmak öylesine zordur ki çaktırmadan o der şancılar. Una Furgitiva Lagrima'da da u sesi çıkaramayan bir tenore orkestra şefi due furtiva lacrima (kaçak iki gözyaşı) diye söyle kurtul bari evladım demiştir bu sebepten. Şimdi şiir üzerinden ilerleyelim. Müziğin etkisini görüyoruz. Şiirde de karakter sevdiğini bekliyor ve ulaşamıyor. Sürekli telefon çalıyor ama açmıyor. Sokaktaki ucuz gazoz kokusu ve egzosu patlamış Fiat 500 bu kurguyu destekler nitelikte. Umut, şiirini "Una Fugitiva Lagrima dinlerken/ Hep kaçak bir gözyaşı yüzünde" diye bitiriyor. Şimdi ne demek istediğimi anladınız mı? 50'ler, 60'lar, 70'ler, 80'ler ve 90'ları iyice araştırınız. Edebiyatını, müziğini, toplum yapısını, psikolojisini, yaşam biçimini, giyimini, yemeklerini, politikasını, ekonomisini ve her şeyini araştırınız. O zaman bunların Umut'un şiirinde nasıl kullanıldığını göreceksiniz. Sevmek problemlerini göreceksiniz. Umut, şiirinde sadece şiir liriğinden bahsetmez. Başka büyülerle de kalbini, kalemini ve füzesini doldurur. Müzik, Sinema, Psikoloji, Sosyoloji, Ekoloji, Politika, Kültür ve Popüler Kültür, Futbol ve daha birçok şeyi. Hatta futbol üzerinden yaşamın geneline bir gönderme yapıyor. "Her hakem iktidarsızdır/ Fazla iktidar verildiğinden/ Doğan Babacan hariç" işte bu dizelerde bu anlatımı rahatlıkla görebiliyoruz. Doğan Babacan'ı tanıyanlarınız vardır. Tanımayanlar da mutlaka araştırsın. Umut'un ironi yaptığı çok aşikâr bir şekilde ortada. Özellikle Orta Doğu coğrafyasında sıkça rastalanan zayıf bir yara değil midir? Kişiler ve konu ne olursa olsun fazla iktidar ellerine geçince iktidarsızlaşıyorlar. Sanırım çocuklarında sürekli ezildikleri için ve büyüyünce de gücün onları kötü etkilemelerinden kaynaklı. Umut, sözcüklerin yalınlığıyla imgesel bir enteriyor (ev içi resim) peşinde. Ev hâllerini bazen dış mekânlardaki malzemelerle sağlıyor. Kitaptan beğendiğim kısımlar; "Bu ölümü bana mı aldın/ Gerek yoktu hiç/ Bende zaten vardı/ hem de ithal" "Aşkından başka bir yere gidemez insan" "Her hakem iktidarsızdır/ Fazla iktidar verildiğinden/ Doğan Babacan hariç" "Ağır bir kan kaybıyım kendime" "Birbirine benzemeye başlamış aşklar/ Artık sevdiğine değil seçtiğine aşık herkesler" "Una Fugitiva Lagrima dinlerken/ Hep kaçak bir gözyaşı yüzünde" "Uykumda camdan adamlar var/ Üzremde kırılıyorlar durmadan/ Kırıldıkları ân ayna oluyorlar" "Çok korkuyorum Haydar/ Ölmekten değil/ genç ölmekten/ Bu yaşta artık/ Ölümü güzelleştiremem"
Edebiyat
Sırtlan YalnızlığıUmut Yalım · Hayal Yayınları · 20185 okunma
·
104 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.