Gönderi

Dünyadaki bütün faziletler ancak netice için talep edilir. Durum bu iken kulun hakkı hiçbir kimseye karşı gurura kapılmamaktır. Cahil bir kimseye baktığı zaman 'Bu cehaletiyle Allah (cc.)’a isyan etmiş, ben ise ilmimle Allah (cc.)’a isyan ediyorum. Bu bakımdan Allah (cc.) katında onun özrü benimkinden daha makbuldür!’ demelidir. Alim kişiye baktığında ‘Bu benim bilmediklerimi öğrenmiş. Ben nasıl onun gibi olurum!’ demelidir. Yaşça kendisinden daha büyük olan birine baktığında şöyle demelidir: ‘Bu benden önce Allah (cc.)’a itâat etmiştir. Bu bakımdan ben nasıl onun gibi olabilirim?’ Küçüğe baktığı zaman şöyle demelidir: “Ben ondan önce Allah (cc.)’a isyan etmişim. O halde ben nasıl onun gibi olabilirim?’ Bid’atçı ve kâfire baktığı zaman 'Ben ne bileyim, belki bu, sonunda müslüman olur. Ben de onun şimdi üzerinde bulunduğu (Allah korusun) duruma düşerim. O halde hidayetin devamı benim elimde değildir. Nitekim başlangıcının da bana ait olmadığı gibi...’ demelidir. Öyle ise neticenin düşünülmesiyle kul, kibri nefsinden uzaklaştırmaya muktedir olur. Bütün bunlar kemâlin ahiret saadetinde ve Allah (cc.)’a yaklaşmakta olduğunu, devamlı olmayan dünyanın şâşâlarındâ olmadığını bilmesine bağlıdır. Yemin ederim bu tehlike, gurura kapılan ve kendisine karşı kibir taslanan kişiler arasında müşterektir. Fakat herbirine himmetini kendi nefsine sarfetmesi, âkibetinden korktuğu ile meşgul olması uygun ve lâyıktır. Başkasının korkusuyla meşgul olmamalıdır. Çünkü şefkat gösteren insan, su-i zan yapmanın oburudur. Oysa her insanın şefkati kendi nefsinedir. Bu bakımdan bir cemaat, bir cinayetten dolayı hapsedildikleri zaman, hepsinin boynunun vu-rulmasıyla tehdid edildikleri an, artık bazısı diğerine karşı kibir takmmaya vakit bulamaz. Her ne kadar tehlike hepsini birden kaplamakta ise de;
·1 alıntı·
7 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.