Birbirinden farklı üç öykü yer alıyor kitabın içerisinde. Akıcılık, sürükleyicilik ve olay örgüsü bakımından geniş yelpazede ele alınmış öyküler.
Kitabın adına da yansıyan ilk öykü; Aşkımız Eski Bir Roman:
Edebiyat takıntısı olan bir adamın sadece roman karakterlerine karşı cinsel isteğinin uyanması ve romanlardaki göz alıcı karakterleri kendi yatak odasının seks fantezisi haline getirerek, bu sahneleri canlandırma isteğinin sonucunda oluşan cinayeti konu alarak başlıyor kitap. Karakterler kitaba iyi derecede işlenmiş ve edebiyatın tozlu raflarında kalan kitaplara da ışık tutar düzeyde.
İkinci öykü ise: Overlokçu Kız.
Daha henüz kendini tanıyamadan, ne oldum kaygısı içine düşmeden, yoksul semtlerde yaşanan hayatlarla, toplumsal farkındalık yaratmaktan bir an olsun geri kalmayan bir öykü karşılıyor bizi. Töre cinayeti, uyuşturucu kullanımı, zengin eş peşinde koşan insanlar işlenmiş.
Üçüncü öykü: Sergey Nikolayeviç Jerkovski’ye Ne Oldu?
Uluslararası düzeyde kanser araştırmaları yürüten ve kansere çözüm bulduğu iddia edilen bir profesörün İstanbul’da bir seminer vermesi ve geçmişinde yaşadığı aşkı yeniden canlandırmasıyla başlıyor hikaye. Giriş ve gelişme kısımlarında bir çok detay yer alıp, Taksi, Türk-Suriyeli esnaf çatışması, küçük mafya düzeneği konu alınsa da; sonuca çok çabuk ulaşılması; bir okur olarak rahatsız ediciydi.
Son olarak;
Genel itibariyle, hemen her romanında toplumsal farkındalık yaratıp, okurunun ilgisini çeken Ahmet Ümit; bu romanında da okurunun ilgisini çekmeyi başardı. Birçok bileşeni aynı kaynak altında toplayıp, okuyucuya çeşitli yaşam hikayeleri sunup; her öyküde farklı deneyimleri yaşattı. Fakat ne yazık ki, polisiye okuru olarak sonuca bu kadar basit ve kısa yoldan ulaşması beni tatmin etmediği gibi, bir o kadar da hayal kırıklığına uğrattı. Yazım dilinin sadeliği ve yalınlığı, kitabın kendisine aktarılmış gibi.