·170 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Mayıs 2020 17:44 Candide Voltaire'in ele aldığı, yaşadığımız dünyanın mümkün olanların en iyisi olduğu görüşünü(Leibniz'e ait) hicveden, gereksiz uzatmalardan arınmış, kendine has bir dili olan ve olay örgüsü hızlı bir şekilde ilerleyen bir roman.
"Candide" iyiyi, temizi, güzeli ifade eden bir sıfat aslında kelime olarak ve karakterimiz Candide'in doğup yaşadığı şatoda aldığı ya da maruz kaldığı eğitimle sahip olduğu kişilik özelliklerini yansıtıyor.
Kitapta başlıca karakterler Candide, Pangloss, Cunegonde, Yaşlı Kadın ve Martin. Bunların dışında çok fazla karakter girip çıkıyor elbette kitaba ve her birinden yeni dersler çıkarıyor Candide. Bir de efsanevi El Dorado ülkesine de karakterimizi misafir etmiş Voltaire, ben de söylemeden geçmek istemiyorum.
Leibniz'in görüşünün elestirilmesinin yanı sıra dinleri, din adamlarını ve savaşları da eleştiriyor Voltaire. Yeryüzünün birçok noktasını dolaşan Candide çeşitli acılar, kötülükler ve ikiyüzlülüklerle karşılaşarak sorgulamaya başlıyor. Din özellikle Musevilik ve Hristiyanlık belirgin bir biçimde yeriliyor kitapta, buna birkaç alıntı ile örnek vermek istiyorum.
Sayfa 61
"...bir Papa kızı olduğumu hatırlayarak fakirlik ve utanç içinde yaşlandım. Yüz kez kendimi öldürmek istedim, ama hayatı seviyordum..."
Sayfa 68
"...Los Padreslerin her şeyleri var ama halkın hiçbir şeyi yok; aklın ve adaletin şaheseri. Burada İspanya ve Portekiz krallarına savaş açan ama Avrupa'daki bu kralların günahlarını çıkartan; burada Ispanyolları öldürürken Madrid'de onları cennete gönderen Los Padresler kadar ilahi bir şey tanımıyorum... "
Sayfa 90
"Nasıl olur! Öğreten, tartışan, hükmeden, entrika çeviren, onların görüşlerini paylaşmadıklarında insanları yakan rahipleriniz yok mu?"
Son alıntı El Dorado ülkesinde geçiyor yani kayıp altın şehrinde. Burada mutluluk içinde yaşayan insanlar Avrupalıların altına, değerli taşlara verdiği önemi anlamıyor ve mutluluğu maddede aramıyorlar.
Sayfa 94
"Siz Avrupalıların sarı çamurumuzla neden bu kadar ilgilendikleri anlamıyorum..."
Ayrıca Eldorado'da din diğer ülkelerde olduğu gibi bir avuç insanın himayesinde değil, aksine halkın tamamı ruhban sınıfının bir parçası. Daha farklısını görmeyen Candide için şaşkınlıkla sorular yöneltmesi ne kadar doğal ise Eldorado'luların bu soruları garipsiyor olması da o kadar doğal geldi bana. Belki de bu yüzden barış, bolluk ve bereket içinde yaşayan bu ülkeye yolumuzu düşürüyor Voltaire.
Yaşadıklarımızdan ders almayıp bakış açımızı değiştirmediğimiz sürece -Leibniz'in görüşünü yansıtan Pangloss ve aksine kötümser bir bakış açısı taşıyan Martin gibi- nerede olduğumuzdan bağımsız olarak yaşadıklarımız benzer şekilde sonuçlanıyor. Voltaire sorgulamanın, fark etmenin bizi daha mutlu bir hayata kavuşturacağını hem felsefi hem masalsı bir dille kaleme almış. Krallarla, dervişlerle, düşünürlerle konuşup hayatı sorgularken, doğduğunda Pangloss tarafından giydirilen giysisi sıradan bir vatandaşın -İstanbul'a yaşayan bir çiftçi- yaşamı ve soyledikleri ile üzerinden sıyrılıp gidiyor. Kendi yaşadığı toprağı yalnız kendi elleri ile güzelleştirebileceğini fark ediyor.
Sayfa 165
"...iş bizi üç musibetten uzak tutuyor: can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve ihtiyaç."
Özellikle ihtiyaç kısmı günümüz toplumlarında çok daha önemli bir yere sahip olmaya başladı zira tükenmek bilmiyor.
Ben kitabı Alfa Kalsikler'den edinmiştim, başlarda çeviriden tat alamadım açıkçası sonrasında bu duygu azaldı. Kitaplarda önsöz ve sonsözleri okumak keyif verdiği için bu basımı o anlamda eksik buldum. Server Tanilli'ye ait bir çevirisi de varmış kitabın onu okumuş olmayı çok isterdim, satışı yok ama sahaflarda bulunabilir diye düşünüyorum, okuyacaklara fikir olsun.
Kitabı okuyacak herkese keyifli okumalar şimdiden.
Sevgi, kitap ve sağlıkla kalın.