Gönderi

Eşyaların Tesellisi
10/10
·505 syf.··
Beğendi
·
2020 60. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2020 01:25
Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı Benim Adım Kırmızı'ydı, bu deneyimle Pamuk'un üslubuna, esrarengiz zamanlardan türeyen öykülerine yabancı değildim. Okuduğum mevsimlerden olsa gerek, Benim Adım Kırmızı bana eylül aylarını, Masumiyet Müzesi ise mayıs ayını anımsatacak, böylece yazarın karakterleri , yaşamımda günlerden ne? sorusunun cevabını unuttuğum anlarda dahi bulunacaklar. Yine herkes, her millet ve her yaştan anlaşılmayı bekleyen Orhan Pamuk, yine bu anlayışın zahmetli, emek harcanarak incelenecek bir donakalış anlarından sonra olmasını talep ediyor. Okur her defasında elinde krokisi bulunan labirentlerde kimi zaman yazarın dürtüklemeleriyle yoldan çıkıyor, kimi zaman da içinde titreyen Pamuk'un anlarına, mekanlarına hapsolmak, labirentin sonuna hiç ulaşamamak istiyor. Ben 1970lilerin İstanbul'unda böyle kayboldum, gözyaşlarıyla haritaları açıp, sokakları anlamaya çalıştım. Öykünün mekanı bana böyle bilinmez ve kapalıyken karakterleri apaçık görüyor olmak sayfaların sürekliliğinde en büyük yardımcım oldu. Kemal'in baba figürüne duyduğu rekabet ve anne kolundan hiç ayrılmak istemiyor oluşunun bir sonucu olan nişanı, yine bu sendromla şekil alan Sibel'in fedakar tarafı, Kemal'in, doğumundan beri ait olduğu sınıfın yabancısı olan ana karakterimizin saplantılı aşkı Füsun'un da kendi sınıfına olan nefreti ve hırçınlığı, çok yazık olacak bir aşkın yine felaketinin kaçınılmaz oluşuyla tüm öyküyü ince bir sızıya dönüştürüyor, çelişkiler denkleminin yoğunluğu her sayfada gösteriliyor. Aşkı anlama ve onu anlamlandırma çabası, sonsuz bir şimdiki zamanlarla ve eşyaların sadakatiyle eşitleniyor. Kitapta beni etkileyen - ki korkmuştum - tek bir kısımdan bahsetmek istiyorum. 1975in eylülü ve Anadoluhisarı'ndaki yalının teselli günlerinde geçen bu dilim, Kemal'in denizde sırtüstü yüzüşleridir. Bu yüzme anlarında Kemal' in, Sibel'i korkuttuğunu, rıhtımda dikkatli olması için çığlıklar attırdığını anlatan kısım, beni Louis Althusser'in, Saint-Tropez'deki villada eşi Helene'i aynı sahneyi yaşamak mecburiyetinde bıraktığı ana götürdü, ve irkildim. Denizde boğulma istemiyle yüzen bu iki adamın, yaşamlarında tek yoldaşları olduğu eşlerini böyle akılsızca korkutması, terkedilişin en kötüsü ölümün daima kendileriyle olduğunu sorumsuzca gösterişi, sakat ruhlu erkeklerin, yaşam dolu kadınlardan kendilerine annelik biçmesini hikayeler arası bir geçişle kanıtladı. Kemal Basmacı ve Kemal yüzünden başına gelenlerin sonucu olan Füsun, her zaman karanlıkla anımsayacağım karakterler olacak. Bu hissiyatımla birlikte, yazar en azından benim için amacına ulaştı diyebiliyorum, bizlerin aşk güzellemelerini bir antropolojik vaka olarak ele alan Pamuk, bir trafik kazası gibi anlattığı duyguyu bana en beklenmedik sayfalarda ve yaşamımda en ummadığım anlarda benimsetti, bu öyküdeki aşka olduğu gibi yaşamdaki aşka da istemediğim kadar acı veren bir felaket gözüyle bakmaya başladım, ve acının, biyolojik bir vaka olduğunu da bana benimseten yazar; nihayetinde gerçek hedefin bütünlük özlemi olduğunu, insanın acısından bir müze, ihtimaller bütünü bir yaşam çıkaracağını öğrenmeme neden oldu. Öğleden sonraları okuma yaptığımda bu kitabı yakmak, atmak istedim, Kemal'i görmek, onu dövmek istedim, Sibel'e kaç kurtul diye söylendiğim de oluyordu bulaşık makinesini doldururken, Füsun'a yazık oldu, çok yazık oldu derken durup bu hikaye ikisinin davranışlarıyla şekillendi, bu yaşam onlarca hak edildi dediğim de oldu. Bilemiyorum, Füsun- Kemal aşkıyla barışamadım, aşkın yıkıcılığıyla yüzleşmek erken benim için. Yazar, felaketle aynı anlama gelen aşkı, çok detaylı, çok katmanlı bir şekilde göstermek istiyor okuruna, Orhan Pamuk kendi araştırmacılığının ürünleri olan bu öğretici romanları hem bir belgesel olarak hem de babamın gençlik kolisinde sakladığı filmler gibi canlandırıyor. Aristo örneğiyle bölünemez anları çağrıştıran eşyaları cımbızlayarak çekiyor yaşamların içinden, ve kutsal bir emanet gibi muhafaza ediyor. 4000'i aşkın izmariti dahil ediyor bu projeye. Beni hayalperestlikle okuttu kendisini bu roman, her okur gibi müzeye hemen hazırlanıp gitme isteğiyle okuttu. Bu yarım asırlık öyküyü kafesimin içinden Limon olarak izlememe sebep oldu, Füsun'un arzuladığı gibi pencere kenarında duran hür bir kanaryanın gözüyle, romanın insanlarını anlamak istemeden, mekanları özümseyerek, kitabın anlattığı hayatlarda yaşamama imkan sağladı.
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
··
198 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.