Gönderi

Görünen her zaman gerçeği görünmez kılar!
8/10
·252 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
Kitap, baş karakterimiz üniversite öğrencisi genç şair Adam Walker'ın “Onun elini ilk kez 1967 baharında sıktım” cümlesi ile başlıyor. Elini sıktığı kişi ise bir partide alakasız bir şekilde yanına gelen soruları ve konuşmasıyla Walker’ı etkisi altına alan Columbia Üniversitesi’nde siyasal bilimler profesörü; Rudolf Born ve beraberindeki ilginç sevgilisi Margot. Genç şairimizin hayatı bu tesadüfi tanışma sonrasında hiç tahmin etmediği bir yöne doğru savruluyor. Aralarında cinselliğe dayalı başlayan ilişki, roman ilerledikçe Walker’ın ablası ile Born’un üvey kızını da içine alan çarpık, sarsıcı, karmaşık gibi görünen ancak okudukça netleşen ilişkiler ve olaylar ağına dönüşmeye başlar. Kitap dört bölümden oluşuyor. İlk üç bölümde Walker’ın hayatında ki üç döneme tanık oluyoruz: ilkbahar, yaz ve sonbahar. Dördüncü ve son bölümde ise Rudolf ve üvey kızı Cecile arasındaki tuhaf ilişkiye tanık olup Cecile’in anılarındaki Walker’ın peşine düşüyoruz. Her bölümü birbirinden farklı kılan önemli detay ise anlatıcıların sürekli değişmesidir. Paul Auster’in “yazmak” ve “yazarlık” üzerine hünerlerini sergilediği romanın ilk bölümü günlük tarzında Adam Walker’ın ağzından anı türünde yazılan bir roman iken, ikinci bölümde Walker kendi mahremini yani görünmeyen tarafını açtığı bölümü yazar arkadaşı James Freeman’a gönderir ve anlatıcıyı değiştir der. Okuyucu sonraki bölümleri üçüncü tekil şahıs ağzından anlatılan bir roman okumaya başlar. Araya giren Adam Walker’in mektupları ve Cecile Juin’in günlüğü ile anlatım kimi okuyucu için karışık bir hal alabilir. Bu nedenle çok ara vermeden okunması tavsiye ederim. Çünkü özellikle diyaloglar arası geçişlerde bir orkestra da müzik aletlerinin seslerinin birbirine karışması gibi kimin konuştuğu anlaşılmayabilir. Kitabın asıl vurgu yaptığı “Görünmeyen” noktasına gelecek olursak karakterlerden profesör sadece profesör değildir, Walker da aslında basit bir üniversite öğrencisi olmayıp özellikle Freeman tarafından anlatılan yaz bölümünde ablasıyla olan ensest ilişkisiyle tutkuları ve arzuları olan bir adam olduğunu gösterir. Yazarın bu ilişkiyi anlatırken kimi zaman rahatsız edici üslupta kurduğu cümleleri çok cesur bulduğumu söylemek istiyorum. Rahatsızlığımın da yaşadığım toplumda bu konuda istismar haberlerine çok maruz kalmamızla ilgili olduğunu düşünüyorum. Aslında yazarın burada anlatıcıyı değiştirmesi bile çok anlamlı, çünkü görünen hayatımızı anlatmakta zorluk çekmesek de, derinimizdeki gizli kimliğimizi üçüncü şahısmışız gibi anlatmak her zaman daha kolaydır. Kitabı bitirdikten sonra anlatılanların gerçek olup olmadığı benim için bir soru işaretiydi, neye inanacağını okuyucuya bırakmış yazar. Özellikle son otuz sayfayı bu netleştirme heyecanıyla okuyup benim gibi hayal kırıklığına uğrayabilir, bu otuz sayfayı neden okudum ne gerek vardı diyebilirsiniz. Kitabın adı gibi gerçek “görünmeyen” bir gizem. Zaten bir yerde Walker Günlüğüne şunu not ediyor “Dünya’nın varlığından kuşku duyulmaz; çünkü görülebiliyor…” Görünmeyen ciddiyetle okunacak; özellikle kullanılan teknikler açısından yazar olma niyetindekilerin okuduğunda çok şey öğreneceği bir kitap. Her tesadüfün sadece tesadüf olmadığı; zaman zaman yaşamla, arzularımız ve ruhumuzla yapmaktan kaçtığımız hesaplaşmalar gizlenmiş sayfalara. Belki de hayatımızın en büyük çabası görünmeyen gerçeklerden kaçıp, görüneni gerçek kılma uğraşı. Ya da hayatımız nasıl olması gerekiyorsa öyle… Umuyorum günün birinde herkes kendi gerçeğini yaşayacak kadar cesur olur.
Edebiyat
GörünmeyenPaul Auster · Can Yayınları · 20121,135 okunma
·
272 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.