Puan vermedi·215 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Mayıs 2020 00:00 Hakkari 'de bir mevsim...
On iki yıllık öğretmenim ve hiç doğu da çalışmadım. Doğu da görev yapan arkadaşlarımdan dinlediğime göre bir çok zorluğunun yanı sıra en keyifli çalışma yılları, öğretmen olduklarını en iyi hissettikleri dönemler doğu görevlerini yaptıkları yıllar olmuş. "Neydi o zorluklar ya da güzellikler, doğu görevinin size kattıkları , getirdikleri, götürdükleri nelerdi ? "desem cevabı en iyi Ferid Edgü verir sanırım. Peki ne anlatmış bakalım;
Yılın altı ayını karlar altında geçiren ,yolları kapanan, şehir merkezine gitmek için( şehir merkezi dediğime bakmayın köyden biraz büyük yerleşim yeri) sekiz saat yol yürümesi gereken bir sınır köyü öğretmenin hikayesi aslında okuduğumuz. Köylüsü -şehirlisi ,bakkalı -berberi herkes onun kim olduğunu daha gelir gelmez biliyor çünkü o kadar yabancı çevreye hem diliyle hem görünüşüyle. Okul diye kendine gösterilen yerde ne sıra var ne kara tahta... Hepsini kendi elleriyle yapıyor, kendi cebinden alıyor öğrencilerine kalemi silgiyi. Öğrenciler desen ne üste var ne başta,kızların başı bitli , çoğunun ayaklar yalın, ayakkabısı olanınki de araba lastiğinden bozma. En zoru da dillerini bilmemek. Kar yağıp yollar kapandığında asıl çaresizlik başlamış oluyor. Bu kısımdan sonrasını o duru anlatımıyla öyle güzel aktarmış ki Ferid Edgü okumadım yaşadım desem yeridir. Halkin çaresizliğine mi yanayım, öğretmenin çaresizliğine mi, duyarsız kalan yetkililere mi bilemedim. En çok da köyde sebebini bilmeden ölen çoçukların analarının , öğretmenin gözüne bakması ,ağzından çıkacak kelimelerden medet umması üzdü beni. İnsanın elinin kolunun bağlanması ne zor imiş anladım. Özellikle öğretmen ve Aladdin in aralarında geçen şu konuşma çok sarsıcıydı.
-Hoca benim kardeş hasta,
+Nesi var?
-Ateşi var çok, Ölecek.
+İlaç vereyim mi?
-Hayır portakal ver,Portakal yememiştir hiç.
Anadolu' da bir öğretmenin ,öğretmenden çok öte olduğunu,halkın dertlerine nasıl da çare olarak onu kurtarıcı olarak gördüğünü , aslında öğretmenliğin nasıl da kutsal bir meslek olduğunu gözler önüne sermiş Hakkari de bir mevsim. Muskamı kaybettim yenisini yaz diyen de ona gelmiş, çocuğum hasta diyen de, bebem ölürken yanında sen vardın yenisi doğarken adını sen koy diyen de...
Ferid Edgü evet O'nu yazmış . O, bir öğretmen sadece bir öğretmen değil aynı zamanda öğrenci olduğunu hiç unutmayan yine o. Yazmamış sanki resmini çekmiş. Yağan karın ve eriyen karın ,
Ve karda yalınayak yürüyen çocukların ,
Kanayan yaraların ,Ölen bebelerin,
Satılan kızların ,Karın altında açılan, içine çıplak bir bebe ölüsünün bırakıldığı, ıslak, soğuk toprağın,Ot bitmez, kar tutmaz kayaların,Karın üstünde yansıyan ayışığının,Donan gözyaşının
Muhtar' ın umursamazlığının ve Bitlerin fotoğrafını çekmiş adeta. Ve demiş ki ;
"İnsan yalnız yaşadığını değil başkalarının yaşadığını da yazabilir" Ve yazmakla kalmamış yaşatmış , Hakkari de bir mevsimi yalnız kendi yaşamayıp bize de yaşatmış Ferid Edgü.
Bitirirken öğrencilerine öğrettiklerinin yanı sıra kendi öğrendiklerini de sıralamış. Ben de onunla birlikte karada da, dağ başında da, başka insanlarla da, kötü beslenerek de, bebelerin ölümünü görerek de, ölmeden, çıldırmadan da yaşanılabileceğini , onların dillerinden sözcükleri,koyunlar nasıl doğurur, kurtlar nasıl köye iner, köpekler nasıl ısırır, bunları öğrendim. Bütün bir kış boyu, sıfırın altında yirmi beş dereceyi bulduğunda soğuk, nasıl donmaz insan, nasıl dayanır. insan kendi soluğuyla nasıl ısınır, bunu öğrendim, nasıl kendisiyle konuşur insan, nasıl dertleşir, nasıl öyküler uydurur, ben de öğrendim yaşamın önceden belirlenmiş, ezberlenmiş bir biçimi olmadığını, sessizliğin sesini, ezikliği,çaresizliği , yokluğu...
İyi ki tanıdım ,iyi ki okudum .
Hiçbir şey alınyazısı değildir.Bir öğretmenseniz dokunulacak hayatlar, değiştirebilecek birşeyler illaki vardır.