Puan vermedi·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Nisan 2020 00:00 Ruhum sıkılıyor diyerek alıp başınızı gitmek istediğiniz oldu mu hiç?
Kitabımız her ne kadar böyle başlayan ve ardı ardına gelen kayboluşları anlatsa da aslında bizler sayfalar arasında kayboluyoruz.
Adı sanı verilmeyen bir köyde, köyün berberi olan Cıngıl Nuri adında bir adam esrarengiz bir şekilde kayboluveriyor. Kayboluşların üzerine beklenmedik olaylar meydana geliyor. Muhtar ve bekçinin kayıplar üzerine uğraşlarının konu alındığı kitabımız zaman-mekan ve varlık-yokluk gibi konularda derin sorgulamalar yapmanıza imkan tanıyor.
Kitap bir anlatıcının ağzından akratılmış bizlere ve sonunda anlıyoruz ki bu anlatıcı aslında bir roman yazarı. Anlatıcının dili hayli sade ve akıcı olmasına rağmen kurgunun çok yorucu olması ,zaman mekan ilişkisinin olmaması çok yerde dikkatinizin dağılmasına ne anlatıldığından çok nasıl anlatıldığına odaklanmanıza neden oluyor. Zaten HAT edebiyatının en belirgin özelliği de bu değil midir zaten?
Kitap bittiğinde aslında anlatılmak istenenlerin sembollerle aktarıldığı sonucuna varıyorsunuz. İnsanların kendilerini ifade edemedikleri ,haklarını savunamadıkları, adaletin olmadığı yerde hak ve adaleti güçlünün_ güçsüz üzerinde sağlamaya çalışması gibi... muhtar 'ın varlığı ya da cennetin oğlunun elindeki yılan bu sembollerden bazıları bana göre. Hasan Ali Topbaş' ın yine toplumsal bir sorunu kendine has bir edebi örnekle aktardığını da görüyoruz.
Alıntılarda da çokça denk gelen "kar neden yağar kar?" sorusuna da aslında kendimce bir cevap bulduğumu düşündürdü kitap bana. Kitapda muhtarın bir sözü var; "Kuşların bile kanat çırpıp gökyüzünde süzülüşünden sonra bir iz kalır, çıkan her bir sözcükten sonra dişte bir iz kalır, her bir bakışın da yüzde izi kalır" diyor işte karda izlerimi kapatsın diye yağar yada tam tersi izlerimiz karda en çok belli olur, hayata iz bırakalım diye yağar. Gölgesizlerin ardında gölge misali...
Kitap bitiğinde öğrendim ki bir de filmi varmış hatta Candan Erçetin'in film için yazdığı bir şarkısı. Bunları da gördükten sonra taşlar yerine tam oturdu gibi geliryor. Şimdilerde başka dillere de çeviriliyormuş fakat Hasan Ali'yi okumak için anlamak için Türkçe öğrenmek gerekiyor gerçekten başka dillerin aynı etkiyi yaratacağını bende pek sanmiyorum. Boşuna dememişler doğunun kafkası diye...