·632 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mayıs 2020 16:55 Ne kitaptı ama!!!
Açıkçası romana ilk başladığımda tembel bir soylunun mizahi hayatını okuyacağım zannetmiştim, çok fena yanılmışım!! Bence bu roman kesinlikle tembellik ve tembellik güzellemesi olarak görülmemesi gerekiyor. Gonçarov, aslında bu eserinde içinde sosyal mizah, derin bir felsefe bulunan hayatın anlamını arayan çok katmanlı bir Oblomov hikayesi betimlemektedir. Bu romanda Oblomov kendine hayatın anlamı ne? , Bir insanı mutlu eden şeyler nelerdir?, Kişi ne için yaşar? Yaşamlarımızda kime ve neye değer vermeliyiz? gibi sorular sorarken bu tembelliğinin altında nasıl çözebileceğini bilmediği tüm varlığının ikilemi yatıyor. Sorun şu ki Oblomov aslında tembel değil, hayatında derin bir çözüm eksikliği olan ve bu hayatı nasıl yaşayacağını bilmeyen, kendi varlığının gizemlerinin ne olduğunu bulmaya çalışan, çok zeki, okumuş, hayalleri ve idealleri olan ama bu idealleri gerçekleştirecek gücü kendinde bir türlü bulamayan, saf, hayatını sürekli sorgulayan, bulunduğu durumdan asla memnun olmayan bireysel insan ruhunun bir sembolü niteliğinde. Peki Oblomov size biraz de tanıdık geldi mi? Hayatınızın bir döneminde sizde Oblomov gibi hissettiniz mi? Hayatımız boyunda yaşamlarımızdan şikayet ediyoruz, hayaller kuruyoruz, kendimizi gerçekleştirmek ve keşfetmek istiyoruz ama tek yaptığımız Oblomov gibi basit, durgun ve uykulu bir hayat sürmek ve sessiz sedasız ölmeyi beklemek…
Onu biraz da anlamak için şu sözlerine bakalım: ‘Onlara kalbimden söz ederdim; ama sen yokken… Gülersin diye korkardım… öldü ve bir daha dirilmedi. Nereye gitti bütün bunlar, niçin bu ateş söndü? Anlamıyorum. Başımdan öyle büyük felaketler, kasırgalar da geçmedi. Hiçbir şey kaybetmedim. Tanrı bilir niçin hayatım böyle harcanıp gitti… Benim hayatım sönmüş başladı. Tuhaf fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim. Sönüşüm dairedeki evrak başında oturduğum zaman başladı; sonra kitapları okuyup da onlarda hayatta kullanamayacağım gerçekler buldukça, dostlar arasında dedikodular, alaylar, soğuk, kötü, boş gevezelikler dinledikçe, gayesiz, sevgisiz toplantılara katıldıkça daha da kötü oldum.’
Ona göre hayatın sizi nereye götürdüğünün bir anlamı yok aslında, hayatınızın hareketli mi hareketsiz mi geçeceğine siz karar veriyorsunuz, o yaşamak istiyor ama söylediği sebeplerden ötürü pes ediyor, hayat ona onun saf bünyesi için fazla hareketli ve anlaşılmaz geliyor, böyle bir dünyada o bilinçli olarak tembel olmayı seçiyor.
Romanda fark ettiğim küçük bir detay var, Oblomov sürekli geleneksel motifler taşıyan bir hırka giyiyor, parası olduğu halde bu hırkayı giymekten vazgeçmiyor, tamir bile ettirmiyor, bence bu hırka aslında romandaki büyük metaforlardan biri , onun hareketsiz ve tembel yaşamını temsil ediyor çünkü Oblomov daha sonrasında Olga adında genç bir kadınla tanışıyor ve hayatının anlamını bulduğunu düşündükten sonra hırkasını giymemek üzere bir kenara atıyor. Yani Olga’ya olan aşkı onu bir nevi tepetaklak değiştiriyor ve geçmişteki Oblomov’u da hırkayla birlikte bir kenara atıyor… insan tamamen geçmişinden kopabilir mi? Hiç yaşanmamış gibi davranabilir mi? Asla!!! Olga sadece hayallerindeki bir illüzyon, düşsel bir paranoya, asla gerçekleşmeyecek bir hayaldir onun için çünkü o asla değişmeyeceğini düşünür. Sonra ondan etkileyici edebi bir mektupla ayrılır. Bununla beraber dolaba kaldırdığı antika hırkasını tekrar giymeye başlar yani tekrar bizim Oblomov olmuştur artık!!! Romanda en sevdiğim şeylerden biri de birbirleriyle olan diyalogları ve aşkın o saf halini yansıtmaları, ve yazarın zeki kurgulanmış epik anlatımı…
Romanın bir diğer boyutu da Gonçarov, 19. Yüzyıl Rusyasının Sosyal yapısını, Rusların Avrupa özenimini, derebeylik döneminden yeni kolektif sosyal bir döneme geçişini başarılı bir şekilde yansıtıyor. Yazar Avrupa insanı ile Rus insanı arasındaki farkları Oblomov’un en yakın arkadaşı Alman Ştolz üzerinden anlatıyor. Ştolz romanda çalışkan, rol model, disiplinli, duygusuz görünen Alman insanını anlatmaktadır. Adeta Oblomov’un tam zıt karakterdeki hali… Ştolz onu normal bir yaşama döndürmeye çalışmaktadır fakat başarılı olamamıştır. Mesele şu ki Ştolz asla varoluşsal bir kriz yaşamamıştır, hayatı hakkında ciddi düşünemeyecek kadar meşgul kalıp yolunu bulanlardan olmuştur…
Bu Romanın Rus kültürünü ve yaşam tarzını tepeden tırnağa yansıtan edebi şaheserlerden biri olduğunu düşünüyorum. O yüzden herkes okumalı!!!!