Kitabın başkişisi Asil ismiyle ele alınmıştır. Fakat aynı zamanda Asil’in ikiz kardeşi Adil olduğundan da söz edilmektedir. Asil, sevdiği kadının ölümüyle kendisiyle bir hesaplaşma ve yeniden doğuş yeniden farkındalık kazanma aşamasına geçiyor. Kitapta aslında asilin zıt iki kutupta değerlendirilen özelliklerinin gerçeklik algısıyla şekillenmesi ve bu iki karakterin birbiriyle alakalı olan çıkarımları, savaşları ve kararları ele alınmış gibi gözüküyor. Aynı şekilde başkişi deli, aptal, beceriksiz, öğrenemeyen, öğrenme güçlüğü yaşayan gibi sıfatlarla tanımlanırken aynı zamanda da dahi, medyum gibi birbirine zıt sıfatlar ve tanımlamalarla da anılmaktadır. Kısaca başkişi olarak romanda ele alınan kişinin tek bedende farklı kişilikler sergilediği ve belli yaşam olayları neticesinde de bu rollerinde değişiklikler olduğu görülmektedir.
Başkisiden söz edilirken aynı zamanda “ben”e ulaşma gibi bir kavram da söz edildiğini görüyoruz. Ben diye bahsedilen Asil’in kendi içinde olumsuz olarak gördüğü durumları ortadan kaldırmaya hizmet edecek davranış kalıplarını barındırıyor gibi görünmekte. Örneğin Asil yetişkin bir birey olmasına rağmen kuralları unutan ve davranış problemleri gösteren bir insanken Asil’in “ben”i kuralları 3 yaşındayken bile bilen ve Asil’e üstün bir yetenek, zekâ sağlayan konumda ele alınmakta. Asil’in beni toplumda yer edinmek için üstün yetenekler ortaya koyabileceği davranışlar ve tutumlarla ilişkiliyken Asil’in hayatının genelinde sergilediği davranışlar daha çok itilmesine ve aptal olarak anılmasına yol açmaktadır. Aslında bu nedenle normalin dışında olan iki davranış ortaya çıktığını söylemek yanlış olmaz. Dâhilik ve aptallık. Zaten bu iki davranış arasında denge kuramayan Asil’in yaşadığı tutarsızlıkları ve kitap örüntüsünü yeniden yapılandırmama neden olan olaylar çoğu zaman kitabın gidişatını ve algımı değiştirdi. Örneğin Asil’in kural danışmanlığı yaptığını ve bundan para kazandığını belli bir süre okuyoruz devamında da olayın böyle olmadığını aslında Asil’in bir kukla gibi kullanıldığını görüyoruz ve okuduğumuz kısımlar yeniden yapılanmış oluyor. Asil’in kendisine toplumda yer edinmek için kendi yarattığı gerçeklikte önemli roller üstlenmesine karşılık gerçekte kullanıldığını görmüş oluyoruz.
Kitapta yokavar adında bir süreçten bahsedilmektedir. Yokavarın anlamı genel olarak yaratarak yok olma şeklinde ifadelendirilebilir. Asil’in özelinde bu kavramı değerlendirirsek Asil’in zihninde tuttuğu düşünceleri somut yapıtlarla ortaya koyma isteği ve bu yapıtlar sayesinde yaratmış olmanın verdiği yorgunlukla zihinsel boşalma yaşamak istemesi olarak değerlendiriyorum. Asil’in 27 yaşında sevdiği kadını kaybetmesi ve aslında hayatta ona değer veren ve diğerlerinden farklı davrandığını ifade ettiği kişinin ölmüş olması, kendi hakkında farkındalıklar yaşaması, anlaşılmadığını hissetmesi ve hayatında belli bir süre aptal olarak nitelendirilmiş olması neticesinde yaptığı davranışlarda (kitap yazmak, belgesel çekmek, kötülüklere karşı iyiliği devreye sokmak istemesi) değişim motivasyonu bulduğu yerler olarak düşünülebilir.
Sonuç olarak kitabın genelinde sanki üç ileri bir geri gibi bir örüntü hâkim gibi geldi. Asil bir yandan olumlu şeyler yapmaya kalkışıyor ama bir yandan da kendi zihni içinde yarattığı farklı kişilikler ya da gerçek dışı algılamalarla bunlar bozuluyor ve okuyucu olarak benim de olay örgüsü hakkında sürekli bir gidip gelme yaşamama neden oluyor gibiydi. Azil