Fahrenheit 451, aslında bir distopya. Distopyanın ne demek olduğunu çoğumuz Felsefe derslerinden biliyoruz. Ancak bilmeyenler için kısa bir tanım yapayım. Distopya, Yunanca kökenli bir kelime olup ilk olarak John Stuart Mill tarafından kullanıldı. Geleceğin olumsuz gelişmiş toplumunu konu alan bilim kurgular olarak da nitelendirilebilir.
Ray Bradbury’nin dili biraz ağdalı. Ama çok yakışmış bu süs kitaba. Ray, kitabı üç bölüme ayırmış: Şömine ve Semender, Elek ve Kum, Işıl Işıl Yanan.
Kitabın ana karakteri Montag adlı bir itfaiyeci. Ancak kitapta anlatılan itfaiyeciler günümüzdeki gibi yangınları söndüren, hayat kurtaran kahraman insanlar değil. Kitapta geçen zamanda itfaiyeciler belirli günlerde belirli yazarların kitaplarını yakıyor. Montag günün birinde eve dönerken komşusu Clarisse McClellan ile karşılaşıyor ve o güne kadar aslında kitap yakarak kendini avuttuğunu mutlu olmadığını fark ediyor. Bu da doğal olarak onu içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Ancak böyle dedim diye kitap psikolojik romana dönmedi. Okurken bir sürü olay görüceksiniz. Ve belki de Montag sisteme kafa tutacak.
Ray Bradbury