Gönderi

YEŞİLİNE DÖNDÜM
Puan vermedi·240 syf.··
2020 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2020 14:28
Bazı kitapları okumaya çok erken yeltenmişim. Bu yüzden Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile başlayan Ahmet Hamdi Tanpınar serüvenim Beş Şehir denemesiyle beraber geride bıraktığım yarım kalmışların izleri oldu benim için. Beş sene önceydi. O yaşlardaki Hatice altından kalkamamış bu eserlerin vesselam. Daha önce hiç yarım bıraktığım bir kitaba geri dönme cesareti gösterememiştim. Bir kitapta, bin parçalık bir yapbozda, bir filmde sebat etmek… Biraz mizaç, biraz olgunluk meselesi özünde. Ödülünü kazanmak için can attığım bir kitap okuma yarışmasının listesinde Beş Şehir de vardı. Yolumuz kesişti yeniden. Kaçacak yerim yok, Endülüs’e seyahat etmek istiyorsam Tanpınar’la Beş Şehir’in seyyahı olacaktım ilkin. Ankara yine bildiğimiz gibiydi, kurak. Ahmet Hamdi’nin uzunluğu bir paragrafa varan cümlelerinin arasında tekrarlara dalıp anlama susuyordum. Yarışma için kalan son kitabımda pes etmenin eşiğinde kımıldarken kendimle bir sabır imtihanına girdiğimi anladım, direndim. Eşiği aştıktan sonra zevkin kapıları ardına kadar açıktı artık. Zevkine vardım. Artık ödülden çok bitmek tükenmek bilmeyen taht savaşlarının gölgesinde ince ince yükselen Selçuk mimarisine farklı bir gözle bakmak için Konya’ya yeniden kavuşmak, Erzurum’un çarşılarını hayal etmek, Bursa’nın yeşilinde kaybolmak istiyordum. Bursa’nın yeşili… İstanbul’un göz alabildiğine görkemli camilerini dahi bu denli şevkle anlatmıyordu sanki Tanpınar. Bir vapur uzağımda olan bu şehre gitmeyi daha önce hiç bu kadar istememiş, araştırmalar yapmamıştım. Şu cümlelerle başlıyor Bursa’da Zaman’a: ‘’Şimdiye kadar gördüğüm şehirler içinde Bursa kadar muayyen bir devrin malı olan bir başkasını hatırlamıyorum. Fetihten 1453 senesine kadar geçen 130 sene, sade baştan başa ve iliklerine kadar bir Türk şehri olmasına yetmemiş, aynı zamanda onun manevî çehresini gelecek zaman için hiç değişmeyecek şekilde tespit etmiştir.’’ ‘’Bu devir haddizatında bir mucize, bir kahramanlık ve ruhaniyet devri olduğu için, Bursa, Türk ruhunun en halis ölçülerine kendiliğinden sahiptir, denebilir. Bu hakikati gayet iyi gören ve anlayan Evliya Çelebi, Bursa’dan bahsederken ’ruhaniyetli bir şehirdir’ der.’’ Bu ruhu anlamak için Gümüşlü’ye, Osman Gazi’nin türbesine uğruyoruz; bu sefer anlamı kelimelerde arayacak Tanpınar: ‘’Türkçede Ş ve L harfleri daima en güzel terkipler yapar. Yeşil dediğimiz zaman âdeta bir çimen tazeliğini, bir palet üzerinde ezilmiş bir renk gibi, günün ve saatin bir tarafında bir bahar müjdesiyle toplanmış buluruz. Bu kelimenin ilk cetlerle beraber Orta Asya yaylalarının baharından geldiği o kadar belli ki...’’ Böylece Yeşil Camii başka güzel geliyor gözüme, gönlüme. Hiç görmediğim o ruhaniyetli mekanı Tanpınar’ın betimlemelerinde yaşıyorum. Kitabı karantina günlerinde okuduğumdan daha bir kamçılıyor cümleler içimde bekleyen, hayallerini rüyalarında bulan hasretli seyyahı. Tanpınar caddelerinde, sokaklarında dolaştığı şehrin içinde halihazırda yaşayan insanlardan soyutlanıp şehrin simasını o günlere getiren tarihi şahsiyetlerle buluşuyor, eserleri onlarla bütün kılıyor. Bu sayede birçok şair, bestekar, ressam, hükümdar, derviş tanıyorum ve onların hikâyelerinin penceresinden bakıyorum doğup büyüdüğüm şehir İstanbul’a. ‘’Doğduğu, yaşadığı şehri iyi kötü bilmek gibi tabiî bir iş, İstanbul'da bir nevi zevk inceliği, bir nevi sanatkârca yaşayış tarzı, hattâ kendi nev'inde sağlam bir kültür olur.’’ Bu sağlam kültüre erişmek idealiyle her gün belki bir okul dönüşünde, belki bir toplantı yolunda İstanbul’un uçsuz bucaksız zenginliklerinin bir yenisiyle tanışmaya çabalıyordum. Ama klasikleşmiş olan eserlerin yanında bir köşe başında saklı kalmış, erguvanların arasında gizli küçük bir camiyi dahi es geçmeden bizimle buluşturan Tanpınar’ı okurken karantina bitince gidip seyre dalmak için can attığım bu mekanları not almak bile bir heyecana dönüşüyor. Bu küçük camilerden birisi odamın camından baktığımda her sabah gördüğüm, belki ezanını duyduğum, Ayvansaray surlarının tepesinden Haliç’e bakan Kazasker İvaz Efendi Cami. (Kitapta Manavkadı Cami olarak geçiyor.) Karşı tepede kalan bu camiye gitmenin henüz nasip olmamasına hüzünlenip aynı zamanda gelecek günlerde yapabileceklerimi düşlüyor, ömür sermayemin içinde seyahatin hatırı sayılır bir yeri olması için dua ediyorum. İstanbul’daki sağlam kültürün içinde Üsküdar’ın ayrıcalıklı sevdası var gönlümde. Dost meclislerimiz toplanacaksa, hüznümüzü gün batımında anlatacaksak boğaza, sevincimizi Çengelköy’de kutlayacaksak, durağımız Üsküdar olur. Hatta bu sevda bazen başka semtlerdeki keşfedilecek mekanların önüne geçer, kendi rutinimiz içinde alışkanlıklarımıza sarılma hali alır. Ancak keşif Üsküdar’da dahi bitmemiş: Ayazma Camii, Büyük Selimiye Camii, Abdülbaki Camii Üsküdar’a kavuştuğum zaman görmek istediğim, Beş Şehir’le tanıdığım camiler. Gezdiği yöreye bir türkü yahut bir Türk sanat musikisi klasik bestesi atfederek müziğin tadıyla şehri yaşatan Tanpınar, Valide-i Cedid camisinin avlusunda yürürken dimağına düşen Tab’i Mustafa Efendi’nin ‘’Çıkmaz Derûn-i Dilden Efendim’’ bestesini bizlere hatırlatıyor. Bana da kitabı okurken şarkıyı defalarca dinlemek kalıyor. Seslendiren çoğu sanatçıyı dinlemiş olsam da benim için en keyiflisi bu eseri Meral Uğurlu’dan dinlemek oldu. Endülüs seyahati ödüllü yarışmanın kazananı olamadım belki ama, kaybedeni de değilim. Evvelinde kendi şehrimin, memleketimin güzelliklerini keşfetmekse nasibim, gereğini yapıp gayret etmek gerek. Velhasıl sebatın meyvesinin tadına Beş Şehir’le fazlasıyla vardım. Okuyacaklara diyeceğim; önce sabır dostlar.
Edebiyat
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 201314,2bin okunma
·
69 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.