·170 syf.····Okunma: 15 Haziran 2020 21:10 Sonunda öleceğimiz ve vücudumuzu oluşturan elemanların doğaya karışıp onun içinde eriyeceği, bir aradayken varlığımızın ve dış dünyanın tadını çıkarmamızı sağlayan bu bütün, bir gün parçalarına ayrıldığında bilinç denilen muammanın yok olacağı bir dünyada yaşamın anlamı nedir veya gerçekten bir anlamı var mıdır? Cevabını bulmanın belki de imkansız olduğu bu sorularla yaşarken hayatın acımazlığı karşısında tavrımız nasıl olmalı, bu tavrı nasıl şekillendirmeliyiz? Viktor E. Frankl bu sorulara yanıt vermeye çalışıyor kitabında. Hayatın acıları karşısındaki tutumuz konusunda sunduğu çözümü genel hatlarıyla dile dökersek şöyle özetlenebilir: Değiştirme olanağınız olan durumları değiştirin, fakat başınıza gelen bir olayı ya da karşı karşıya kaldığınız bir durumu değiştirmek gücünüzü aşıyorsa onu Stoacı bir tavırla kahramanca kabullenin ve dış dünyanın değiştirilemez acımasızlığı karşısında 'içsel yaşam'a sığının ve kurtuluşu orada arayın. Basitçe söylersek: Elinizden başka hiçbir şey gelmiyorsa 'kendinizi kandırın'. Kitaptan bir alıntıyla Frankl'ın 'tinsel özgürlük' dediği, benim 'içsel yaşam' olarak bahsettiğim kavramı somutlaştıralım:
Zihnim hâlâ karımın hayaliyle meşguldü. Zihnimi bir düşünce kurcalıyordu: Hâlâ hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum. O ana kadar çok iyi öğrendiğim tek şeyi biliyordum: Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.
Karımın hayatta olup olmadığını bilmiyordum...Bilmeye ihtiyacım yoktu; sevgimin, düşüncelerimin ve sevgilimin hayalinin gücüne hiçbir şey dokunamazdı. O zaman karımın ölmüş olduğunu biliyor olsaydım, sanırım bundan etkilenmeksizin, kendimi yine onun hayaline ilişkin düşüncelere kaptırırdım... (sf.53)
Diyor ki, bir şeye somut olarak sahip olamıyorsanız, kendinizi onun soyut hayaliyle avutun. Sevdiğinizin yanında olamıyor musunuz? Çözüm çok basit: Yanında olduğunuzu hayal edin. Hiçbir organizmanın sahip olmadığı muhteşem bir zihne sahipsiniz ve bu zihin olmak istediğiniz her şeyi olabilmenize, gidemediğiniz yerlere gitmenize olanak tanıyor. Zihnin olanakları sınırsız. Öyleyse acı içinde yitip gitmek niye? Sahip olduğunuz bu olanağı kullanın. Durmayın, kendinizi kandırın. Çözümü olmayan bir acı karşısında delirmekten, dayanamayıp kendinizi öldürmektense hayallerle avunan bir budala olmak yeğdir değil mi? -Ölümden sonra hayat var mı doktor Frankl? -Sana iyi hissettiriyorsa var.
Kitaptan bir başka alıntı:
...Iogoterapistin rolü, bir ressamdan çok bir göz uzmanının oynadığı roldür. Ressam bize, dünyayı kendi gördüğü haliyle aktarmaya, göz uzmanı ise dünyayı gerçekte olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalışır. (sf.124)
Bu alıntıyla bağlantılı bir başka alıntı:
Doğu Avrupalı bir hahamın bana gelip hikâyesini anlattığı bir olayda yaptığım tam anlamıyla buydu. İlk karısını ve altı çocuğunu, gaz odasına gönderildikleri Auschwitz Toplama Kampı’nda kaybetmiş; şimdi ise ikinci karısının kısır olduğu ortaya çıkmıştı. Çocuk sahibi olmanın yaşamın tek anlamı olmadığını gözledim, çünkü o zaman yaşam kendi içinde anlamsız olurdu ve kendi içinde anlamsız olan bir şey, sadece kalıcılaştırılarak anlamlı kılınamazdı. Ne var ki haham, kendi talihsiz durumunu, ölümden sonra arkasından Kaddiş okuyan bir oğlu olmaması nedeniyle, umutsuzluk terimleriyle, bir Ortodoks Yahudi gibi değerlendiriyordu. Ama vazgeçmeyecektim. Çocuklarını cennette tekrar görmeyi ümit edip etmediğimi sorarak, ona yardım etmek için son bir girişimde bulundum. Soruma, bir gözyaşı sağanağıyla karşılık verdi ve umutsuzluğunun gerçek nedeni su yüzüne çıktı: Masum birer şehit olarak öldükleri için çocuklarının cennetteki en yüksek mertebeye ulaştıklarını, buna karşın yaşlı, günahkâr bir insan olarak kendisi için aynı yeri bekleyemeyeceğini anlattı. Yine vazgeçmedim ve hemen şu soruyu gündeme getirdim: “Çocuklarını yaşatmanın anlamı bu olamaz mı haham: Bu acı dolu yıllar sayesinde aklanıp, sonunda sen de çocukların kadar masum olmasan da cennette onlara katılmaya değer olamaz mısın? Tanrı’nın bütün gözyaşlarını sakladığı, ilahilerde yazmıyor mu? Bu nedenle belki de acılarının hiçbirisi boşuna değildir. " Onca yıldan bu yana ilk kez, ona açabildiğim yeni bakış açısı sayesinde acılarından kurtulabildi. (sf.133-134)
Dünyayı gerçekte olduğu gibi görmemizi sağlayan logoterapist, başka bir çözüm yolu olmadığında hastasını avutmak için yalanlar söylemekte tereddüt etmiyor. Gerçekliğe olduğu haliyle katlanabilmek zayıflara göre değil. -Ölünce her şey bitecek mi doktor? -Bitmemesi senin hayata tutunman için tek çıkar yolsa bitmeyecek.
Kendini kandırma yöntemlerinden bir tanesini daha, son bir örnekle alıntılayalım:
Kişi, hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir. (sf.125)
O halde sapkın bir cemaate katılıp, intihar bombacısı olmanın bir sakıncası yok. Ne de olsa kendini gerçekleştirme adına bir anlam bulunmuştur. -Tanrı var mı sayın Frankl? -Sana iyi geliyorsa elbette var.
Kitap birkaç alıntıyla özetlemeye çalıştığım hatalı akıl yürütmeler, gerekçelendirilememiş çözümler ve çelişkilerle dolu. Bu haliyle 'İnsanın Anlam Arayışı' yerine 'Güçsüzler İçin Yaşama Tutunma Yöntemleri' ismi daha uygun. Güçlüler içinse Camus, Sartre, Nietzsche vs.