·222 syf.····Okunma: 13 Mart 2019 22:54 Romanın kahramanı Yusuf, belki de Türk edebiyatının en romantik karakteri... Bazı anlar oluyor ki karaktere müdahale edesiniz geliyor. Ben bunu çok yaşadım. Romanda Yusuftan sonra en çok dikkatinizi çeken, çekmesi gereken konu, taşradaki memuriyetlerin o çirkin ortamları. İnsanların güçsüzlüğü ve acizliği etrafında kendilerine pay çıkarmaya, efendi olmaya çalışmaları... Sonra bir aşk hikâyesi...
Ve karakterin hakettiği hayata kavuşması...Kitap toplumu tüm gerçekçiliğiyle gözler önüne seriyor.
Kuyucaklı Yusuf doğrularıyla yanlışlarıyla insanlığa yürümeyi başarmış biri...
Kitap hem direnişi simgeliyor hem kurtuluşu... Yazar sözlerini şöyle bitiriyor "İçindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu." Bundan sonra aklınıza "başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma" geliyor. Kitap boyunca etrafındaki olaylara, çirkinliklere, sapıtmalara hep susarak cevap vermesi "ağladığın duyulmasın aldırma gönül aldırma.." Yusuf'un atını dağlara sürmesiyle yine #SabahattinAli 'nin güzel dizeleri "Şehirler bana bir tuzak, İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır." Kuyucaklı Yusuf için yazılmış sanki. Kitapla ilgili küçük bir araştırma yaptığımda Yaşar Kemal " Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf'u yazmasaydı, ben İnce Memed'i yazamazdım." demiş.