Gönderi

Bütün Alıntılar
“Kokuyu da mı duymadınız?” Hitler Alman halkından destek görmediğini düşünseydi, yaptıklarını yapabilir miydi? Örneğin “Kristal Gece” yaşanabilir miydi? Yahudilerin dükkânlarına, hatta kıyafetlerine “Yahudi Yıldızı” iliştirilebilir miydi? Parlamento yakılıp “Komünistler yaktı!” denebilir miydi? Ardından tüm kalan muhalifler bu bahane ile toplama kamplarına doldurulabilir miydi? Alman halkının tam desteğini hissetmeseydi, Adolf Hitler istediği tüm kanunları yürürlüğe koyabilir miydi? Alman halkının kendisine şahsen bağlılık yemini etmesini isteyebilir miydi? Kendisine “Führer” yani önder, lider, şef diye hitap edilmesini isteyebilir miydi? Alman halkı desteklemeseydi; Hitler Avusturya’ya, Çekoslovakya’ya ardından Polonya’ya girip II. Dünya Savaşı’nı başlatabilir miydi? Almanlardan “Führer”leri için ölmelerini isteyebilir miydi? Ya soykırım?.. Yapabilir miydi? Sakın “Alman halkının haberi yoktu” demeyin. Nürnberg Mahkemesi’nin Amerikan savcısı duymaya artık dayanamadığı bu argümana şöyle cevap vermişti: “Peki ya koku? Kokuyu da mı duymadınız?..”• 3 Siyaset ve parti hırslarının alabildiğine gelişmesi, herhalde devlet yaşamı için yararlı bir etken olmadığı artık bütün ülkelerde anlaşılmaya başlanmıştır. Hâkimiyeti Milliye Gazetesi 31 Ekim 1929 32 Adaleti ciddiye almamak ve vatandaşın yasal haklarını yok saymak hastalığı, Türkiye’de bugün vatandaşların her an karşı karşıya geldikleri hastalıkların en korkunç olanlarının başında gelmektedir. Çünkü... Görünen odur ki, bu hastalığın da maalesef, “Tedavisi Türkiye’de mümkün değildir...” • 56 Tuttuğumuz takım kazandığı için değil, bir orman kurtulduğu için kutlamalar yapsak coşkuyla caddelerde. 69 1989 yılında Pepsi, ürünlerinin Sovyetler Birliği'nde satılması için 17 denizaltı, bir kruvazör bir fırkateyn ve bir muhribi satın aldı. Bu ticaret anlaşmasıyla Pepsi o zamanlar dünyanın en büyük 6. askeri gücü oldu 77 Filozof Friedrich Nietzsche, “Başkalarının acı çek￾tiğini görmek, kişiye iyi gelir. Bu ağır bir sözdür ama önemli, insani, tamamen insani bir özdür.” dedi. 102 ZEKİ İNSANLARIN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ --Doymak bilmez bir merakları vardır: Einstein şöyle demiştir: "Özel yeteneklerim yok. Sadece tutkulu bir şekilde meraklayım. Diğerlerinin kendilerine hafife aldıkları şeyler karşısında zeki insanlar kendilerine büyülenmeye izin verirler. --Açık fikirlidirler: Zeki kişiler, kendilerini yeni fikirlere veya fırsatlara kapatmazlar. Diğer insanların görüşlerini açık fikirli olarak düşünmeye isteklidirler. --Farklı çözümlere açıktırlar. Öz denetimleri yüksektir: Zeki insanlar, planlayarak, alternatif stratejiler araştırarak sonuçları önceden tartarak, düşünmeden hareket etmenin önüne geçerler. --Kendi kendilerine olmaktan hoşlanırlar: Oldukça bireysel olmaya eğilimlidirler. Araştırmalar zeki insanların diğerlerine göre arkadaşları ile sosyalleşmekten daha az tatmin olduklarını ortaya çıkarmıştır. --Farkındalıkları yüksektir: Sürekli nasıl algılandıklarını düşünürler ve davranışlarını topluma uyum sağlayacak şekilde değiştirebilirler. Geçmiş deneyimlerden faydalanırlar: Mantıklı düşünürler ve gelecekteki sonuçları tahmin etmek için deneyimlerinden yararlanırlar. 133 Plastik Tekrar Plastiğe Dönüştürülüyor Dünya'da her dakika 1 milyondan fazla plastik şişe satılıyor ve yalnızca yüzde 20’sine yakını geri dönüşüme gidiyor. Bu konu üzerinde çalışmalar yürüten bilim insanları, daha önce pet şişeleri çözmede başarılı bir enzim üretmişti. Fransa'daki araştırmacılar ise pet şişeleri verimli bir şekilde par- çalayabilen başka bir enzim tasarladı. Söz konusu enzimin yarattığı reaksiyon sayesinde plastiğin tekrar plastiğe dönüş- mesinde ham madde sağladığı belirtildi. Uzmanlar, bu şekilde yeni plastik pet şişe üretiminin önü- ne geçildiğini vurguladı. 148 Başkasının zararına sevinmenin gizli hazzı Geçenlerde biraz süt almak için köşedeki dükkâna gittim ve kendimi ünlüler hakkındaki dediko￾du dergilerinin önünde duraklarken buluverdim. Eğer biri düşüncelerimi okuyor olsaydı, ilk içgüdüsel düşün￾cem şöyle olurdu: “Off, bu berbat dergileri kim satın alır ki?” Ve sonra bir tanesini aldım. Selülitler vardı, alınmış ve verilmiş kilolar; kalın￾laşmış kollar kırmızı daire içerisine alınarak işaretlenmişti… Benim beğendiğim yazı, lüks bir malikâ- nede yaşayan bir pop yıldızı (ya da bir model) ile ilgili olan röportajdı. Ben genelde birinin lüks malikâ- nesi hakkında bir şey işittiğimde ona imrenen biriyimdir. Fakat bu kez durum farklıydı. Yazı, kızın bir ayrılık sonrası ne denli yalnız oldugunu anlatıyordu. Feci bir şekilde yalnızdı. Etrafa şöyle bir bakındım ve dergiyi kasaya götürdüm. Göğsü- mü sıcak bir his kapladı, kendimi şanslı hissettim. Hayır, aslında tam olarak öyle değildi. Bu kendini beğenmişlikti. Ve evet, bu bir iti￾raf. Televizyonda gündüz kuşağını seviyorum. Yıllar önce kesin olarak bırakmış olmama rağmen sigara içiyorum. Sık sık geç kalıyorum ve genellikle neden geç kaldığım ko￾nusunda yalan söylüyorum. Ve bazı zamanlar başkaları kötü hissettiğin￾de kendimi iyi hissediyorum. Japonların bir sözü vardır, “Baş- kalarının talihsizlikleri bal gibidir.” derler. Fransızlar, başkalarının acı- sından duyulan şeytani sevinci “joie maligne” ile ifade ederler. Bu söz￾cüğün karşılığı; Dancada skadefryd, İbranicede simcha la-ed, Man￾darinde xìng-zi-lè-huò, Rusçada zloradstvo ve Papua Yeni Gine’nin ücra Nissan Atolü’nde yaşayan Me￾lanezyalılar için banbanam’dır. İki bin yıl önce Romalılar malevolentia dediler. Daha öncesinde Yunanlar epichairekakia olarak tanımladılar. 2015 yılında Almanya Würzburg’da yapılan bir araştırma, futbol taraftarlarının rakip takım bir penaltı kaçırdığında, kendi takımları gol attığı andakinden daha hızlı ve daha belirgin biçimde gülümsediklerini ortaya koydu. Filozof Friedrich Nietzsche, “Başkalarının acı çek￾tiğini görmek, kişiye iyi gelir. Bu ağır bir sözdür ama önemli, insani, tamamen insani bir özdür.” dedi. İngilizcede bu kirli hazzı ta￾nımlayan bir sözcük hiç olmadı. 1500’lü yıllarda birisi Antik Yunan dilinden “epicaricacy” sözcüğünü taşımaya çalıştıysa da bu tutmadı. Bu du￾rumdan tek sonuç çıkarılabilirdi ve 1926’da Spectator’dan bir gazeteci şöyle bir iddiada bulundu: “İngiliz￾cede schadenfreude’un bir karşılığı yok. Çünkü bizde böyle bir duygu yok.” Tabii ki yanılıyordu. Ben İngiliz’im ve diğer in￾sanların yaşadığı aksiliklerden, talihsizliklerden hoşnutluk duymak, tıpkı havadan sudan konuşmak ya da çay gibi benim kültürümün bir parçası. “Gurur ve Önyargı”da Bay Bennet’in en özlü biçimde açığa vurduğu gibi: “Komşularımızla eğlenmek, sırası gelince onlara gülmek için yaşamıyor muyuz?” Hiçbir şey bizi bir milletvekilinin zimmetine para geçirmekten yaka￾landığındaki denli aşırı ahlâkçı ve güçlü bir riyakâr sevinç etrafında birleştiremez. Schadenfreude’e kendimiz pahasına bile karşı değiliz: George Orwell’in bir defasında söylediği gibi, İn￾gilizler askeri zaferleri değil felaketleri kutlama konusunda eşsizdirler. (Ölüm vadisine atlarını sürdü altı yüz…*) Biz başarısızlıklardan nasıl keyif alınacağını biliyoruz. Fakat bizden bu keyfi isimlendirmemizi istediği￾nizde, dilimiz riyakâr bir sessizliğe bürünüyor. Böylece algı ve mah￾cubiyetler engellenmiş oluyor. Ve ayrıca biz Almanca schadenfreude sözcüğünü benimsedik. Schaden hasar-zarar, freude sevinç-haz anla￾mına gelir. Kimse kusurları konusunda dü- şünmeyi istemez. Ama bizi insan yapan şeyler, kusurlarda açığa çıkar. Başkalarının talihsizliklerinden haz duymak, kulağa önemsiz bir kötü- lük parlaması, anlık bir garez gibi basit gelebilir. Fakat daha yakından baktığınızda, yaşamlarımızın en derinde kalmış önemli kısımlarını anlayacaksınız. Başkalarının felaketlerinden du￾yabileceğim sevince dikkatimi verdiğimde, bu sevincin içerdiği çeşitli tat ve dokular karşısında şaşkına döndüm. Beceriksizliklerin getirdiği bir keyif var. Bu yalnızca karda yere kapaklanan kayakçılarla da sınırlı değil; inanılmaz büyük￾lükteki çuvallamaları da kapsıyor. NASA 125 milyon dolarlık bir Mars uydusunu kaybettiğinde, ekibin yarısı emperyal ölçüm sistemini diğer yarısı ise metrik ölçüm sis￾temini kullanıyordu. Sonra bir de ikiyüzlüler ortaya çıktığında his￾settiğim, kendini üstün gören bir hoşnutluk da var: Bir politikacı cin￾sel içerikli bir fotoğrafı yanlışlıkla tweetlediğinde… (Aslında doğrudan stajyerine göndermek istemişti.) Ve tabii bir de rakibin bocaladığında hissettiğin içsel zafer duygusu var. Geçen gün kafeteryada bir mes￾lektaşım, beklediğim terfiyi alıp almadığımı sordu. “Hayır” dedim. Ve o anda, dudağının köşesindeki o belli belirsiz gülümsemeyi fark ettim. Bunu sonra teselliler izledi: “Şansa bak. Onlar kaybeder, ahmak￾lar.” Bense, “Az önce gülümsedin mi?” diye sormamak için kendimi zor tuttum. Çünkü o kaybettiğinde -ki bazen kaybeder- ben de mutlu olduğumu iyi biliyorum. • NASA’nın Mars’a gönderdiği Mars Cli￾mate Orbiter (MCO) uydusu, neredeyse on aylık bir yolculuğun sonunda 1999 yılı Eylül ayında, Kızıl Gezegen’in yüzeyine çakılarak parçalara ayrıldı. 125 milyon dolarlık bu uydu, 11 Aralık 1998’de Mars atmosferini, iklimini ve yüzey değişik￾liklerini gözlemlemek için gönderilmişti. NASA mühendislerinin başarılı bir inişi gözlemlemenin ardından kutlama yapma￾yı umdukları günde uydunun paramparça olmasının nedeni, projenin navigasyon ekibinin metrik, uyduyu tasarlayan ve inşa eden ekibin ise İngiliz inç sistemini (emperyal ölçüm sistemi) kullanmasıydı.
Eğitim
·
130 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.