Gönderi

8/10
·262 syf.·
Beğendi
·
2020 2. kitabı
Kitabı bana eserin geçtiği yer olan, Eskişehir'de doğup büyümüş, dedelerinden biri Çanakkale'de Şehit, diğeri de aynı savaşta Gazi olan, babasını küçük yaşta kaybettiğinden dolayı Gazi dedesi tarafından büyütülen, yine aynı dedesi tarafından ülkenin öğretmene ihtiyacı var diye, Kız Öğretmen Okulunda biraz da zorlamayla yatılı okutulan, (dedesini ve annesini özlediğinden dolayı kaçıp, geri geldiği zamanlar olmuş ve o zamanki hayali TRT sunucusu olmak)16 gibi çocuk sayılabilecek bir yaşta da Kütahya'da bir köyde öğretmenliğe başlayıp, kardeşlerini okutup, aynı zamanda da bugün çok iyi yerlere gelmiş öğrenciler yetiştiren, çok sevdiğim emekli bir ilkokul öğretmeni, Düriye hoca tavsiye etmişti. Öğretmenin emeklisi olur mu? bilmiyorum. Belki de görse kızardı. Neyse :) Yaban'ı okurken canımı fevkalade sıktığını hatırlıyorum. Hatta bir kaç kere fırlatıp atma isteği uyandırmıştı. Bitirdikten sonra da uzun bir süre kitap okuyamadım. Kötü olduğundan değil, olaylar çarpıcı şekilde gerçek (Sevgili Düriye öğretmenimin ve o dönem işgal altında kalan Kütahya'nın tarihine hakim kişilerin, döneme dair anlattıklarını da birleştirince) ve eserde bunlardan az bile bahsedilmiş. Şu an yaşadığım çevreye yakın olan Porsuk Çay'ı halkına ve Anadolu'daki diğer şehirlerde İstiklale katılmayan, inanmayan insanlara küsmüştüm. Kendimce haklı nedenlerim vardı. Mesela bir adam düşünün. Soyadı Atatürk tarafından verilen, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun ilk başkanı ve Bolu Mebusu Dr. Fuat Umay. (Türk mitolojisinde çocukları ve hayvanları koruyan tanrıça) Ülkenin kıt kaynaklarından bir kısmını, savaş devam ederken, 1921 yılında yetim kalan çocuklar açlıktan ölmesin diye kurucularından ve başkanı olduğu, Çocuk Esirgeme Kurumunun, ödeneği için mi istesin? Yoksa ülkesindeki çocuklar esaret altında yaşamasın diye savaşan, askerin karnı mı doysun? ikilimi içinde kalsın! Bugün düşününce eleştirmek, küsmek belki de haddime değildi. Dünün güneşiyle, bugünün çamaşırı kurumazdı elbet. Bilimsel olarak tarih, yargılayarak değil de zamanı ve içinde bulunduğu şartları ile birlikte değerlendirilip, geleceği inşa etmek için vardır. Mesela Atatürk'ün 1921 yılında, daha İstiklal Harbi devam ederken topladığı, Milli Eğitim Şurasını şu an daha iyi anlayabiliyorum. Tespit doğruydu. Bu ülkenin her şeyden önce öğretmenleri yetiştirecek olan öğretmenlere ihtiyacı vardı. Ve savaş devam ederken geleceğin öğretmenlerini yetiştirecek olan ilk öğrenciler, 1921-1922 yıllarında eğitim için yurt dışına gönderilmişti bile. Keza, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun hangi sebeplerle kurulduğunu daha iyi anlayabiliyorum. Daha sonraki yıllarda çeşitli alanlardan (Tıp, Mühendislik, Tiyatro ve Sinema, Arkeoloji gibi) öğrenciler de gitmeye başladı. Bunlardan en çarpıcılarından biri, Devlet Bursu ile Avrupa'ya gönderilmek üzere seçilen ve Almanya'ya gitmek için Sirkeci Garın'da tren beklerken, ülke yıkık dökük virane şekilde acaba beni unuturlar da para göndermezlerse, oralarda ne yaparım diye düşünüp, gitmemeye karar vermiştir ki, tren garında bir posta görevlisinin arka arkaya adının bağırıldığını duyar. Benim der ve postacı eline bir telgraf bırakır. Kendi anlattığı şekli ile; "Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu: "Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz." İmza Mustafa Kemal "Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme." dedim. "Düşünün 1923'te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?" Çok başarılı oldum. (Kendisi, 6 yıllık Tıp eğitimini 4 yılda bitirmiştir.) Ülkeme alev olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. Ben kim miyim? Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım.. Bu kişi Ord.Prof.Dr. Sadi Irmak'dır. Sadi IrmakSadi Irmak İncelememi kitaptan şu alıntı ile sonlandırmak istiyorum. "İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?" Not: Kitabı okuyup kendini benim gibi kötü hissedebilecek kişilere tavsiyem, eğer okumamışlar ise Turgut ÖZAKMAN'ın "Şu Çılgın Türkler" kitabı. Bu arada Düriye Hocam, şiir okuma denemesi yapmış, Youtube hesabı olanlar beğenirse sevinirim. youtube.com/watch?v=_QHmdGN...
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
·
41 Gösterim
2 Yorum
Okuyalı çook olmuştu ama kişisel düşüncelerimi yeni yazdım yazdıktan sonra söylediğim gibi geldim ve sizin incelemenizi okudum. Çok iyi değerlendirmişsiniz kitabı, tebrikler...💐 Okumaya ve kitap incelemeleri yazmaya devam etmelisiniz bence, naçizane. ☺️📚
İbrahim Keleşcan
Gönderi Sahibi
Nezaketiniz ve güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim. Aslında yazdıklarımı tekrar okuyunca beğenmiyorum. O yüzden pek yazmıyorum. Unutmamanız ve sözünüzün gereğini yapmanız benim için çok daha kıymetli. Mutlu oldum. ❣️🌼☀️
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.