“Her mihnet kabulüm yeter ki,
Gün eksilmesin penceremden”
diyecek kadar hayat doludur Cahit Sıtkı. Hemen her şiirinde çiçekler,böcekler,kuşlar,gözyüzü vardır. Hayatta yanı başımızda duran ama çoğu zaman fark etmediğimiz bu ince ayrıntılar onun yaşama sevinciyle bütünleşir. Ben gibi kuş seslerini arabasından gelen arıza sesleriyle karıştıran kapitalist insancıklara hayatın güzelliğini fısıldar. Ancak her şiirinde bu güzelliklerin üzerinde koyu bir hüzün sezilir. Her an ölecek olmanın hüznü şiirlerini koyu bir sevinçten uzak tutar. Bu yüzden Cahit Sıtkı’nın şiirleri akıp giden ama her an ölümle koyun koyuna olan hayat gibidir.
Ve filmin sonu gelir.48 yaşında eziyetle geçen hastalıkla ayrılır bu dünyadan.Acaba bu meşakkatli hastalık döneminde ölümü istemiş midir? Her okuduğumda dizelerinin arasında bunun cevabını ararım. Ölüm de bir yerden sonra nimet değil midir?