8/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2020 31. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2020 13:38
Alexander Pertoviç aslında incelenmeye değecek bir karakter. Fakat, kitabın birinci bölümündeki anlatıcı bize onun kişiliği konusunda biraz ipucu verse de, ne yazık ki onun notlarının çok azını aktardığı için anlattıklarını daha iyi değerlendirme ve baş karakter olarak onu tanıma şansını bulamıyoruz. Sırf bu yüzden kitabı bitirdikten sonra başa dönüp birinci kısmı tekrar okudum ama nafile bir çaba oldu. Anlatıcının bize onu nasıl tanıttığına bakalım: Evinden ders vermek haricinde hiç çıkmayan, kendi yaşantısı, geçmişi ve düşünceleri konusunda hiç kimseyle konuşmayan, anlatıcı onu evine davet ettiğinde arkasında kuşkuculuk okunan bir dehşet içinde ona bakan, anlatıcı evine davet edilmeden gittiğinde sanki yanlış bir şey yapıyormuş da baskına uğramış gibi telaşa kapılan ve orada kaldığı süre boyunca anlatıcıya nefretle bakan birisi. zaten tek münasebetleri de bunlar oluyor. Anlatıcı ayrıca bize onun sadece "Ölüle Evinden Anılar" başlığını verdiği notlarında kendi seçtiği bölümleri aktarıyor. Diğer hapishane bölümlerinde ne yaşandığını bilmiyoruz. Ya da anlatıcının onun zaman zaman deliliğe kapılmış gibi yazmış olduğunu söylediği diğer notlarda neler olduğunu da bilmiyoruz. Sırf bu sebeple kitap beni Alexander Petroviç konusunda çok aç bıraktı. Kitabı bitirdiğimde cevabını bulamadığım sorularla başbaşa kaldığımdan canım da sıkıldı diyebiliriz. Kitabın hapishane bölümünde anlatılan olaylar ise sadece hapishane hayatının gözlenmesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda bir soylunun gözünden sıradan halkın davranışlarının daha gerçekçi bir değerlendirilmesi amacını da taşıyor. Öncelikle sürekli sert bir otoriteyle yönetilen halkın bunu nasıl kanıksadığını görüyoruz. Bu insanlar bir bölümde isyan ediyorlar ama bir çok kişi isyana katılmayıp olayları uzaktan izliyor. Otorite biraz sert çıkınca isyana katılanların bir çoğu da o anda arkadaşlarını satıyor. Bundan sonraki davranış çok ilginç: Ne katılmayanları ne de isyan esnasında cayanları kimse yadırgamadığı gibi yaşananların ardından onlara kimse sitem dahi etmiyor. Zira onlar son derece normal olanı, otorite karşısında boyun eğme davranışını gerçekleştirmişlerdir. Benzer bir şekilde, hapishane komutanının ispiyoncusu olduğu açıkça bilinen bir mahkum dahi diğerlerinin arasında rahatsız edilmeden bu işi yapmayı sürdürebilmektedir. Kısacası, Petersburg'daki ilk ciddi halk eyleminin 1905'te olduğunu düşünürsek, halkın otoriteye karşı birlikte hareket etmesine daha 40 yıl vardır. Mahpusların soylular haricindekileri adeta yarın yokmuşçasına yaşarlar. Bunun sebebi tamamen sefalettir. Orada herkesin eşit şartlarda olduğu söylenir ama toplumdaki sınıfsal ayrım kapikler seviyesinde olsa da oraya yansır. Zira orada paranın değeri çok yüksektir. Soyluların zaten parası vardır ve sefalet içinde olanlar bunlara aynen dışarıda olduğu gibi yaltaklanırlar. Bunda utanılacak bir şey de yoktur çünkü herkes bunun ihtiyaç olan para için yapıldığını bilir. Petroviç başta bu doğrudan hareketleri yadırgar ama bunun net bir biçimde sefaletten kaynaklandığını da zamanla anlar. Onun deyişiyle bu "insan artıkları" ellerine geçirdikleri üç beş kapiği de şarap içerek bitirirler. O bunun sadece paranın çalınma korkusu ile bağlantılı olduğunu düşünür fakat bana göre bu çok eksiktir. Zira parasını gayet biriktiren bir kesim de mevcuttur. Bu davranış asıl olarak bu insanların dışarıdaki hayatlarının yansımasıdır. Onlar dışarıda da bu davranışı sergiler. Çünkü orada da asla biriktirecek kadar para sahibi olamazlar. Çoğu açlık içindedir ve para bilinci yoktur. Para bilincinin gelişmesi için insanın temel ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde paraya sahip olması ve bununla ne yapacağını düşünmesi gerekir. Tabi bir şeye daha ihtiyaç vardır: bu parayla sağlanabilecek bir gelecek kurgusu. Şimdi mujik dediğimiz kişiler zaten toprak kölesidir ve aynı Ortaçağ Avrupa'sında olduğu gibi bunların toplum katmanları arasında dikey geçişleri mümkün olmadığından buradan çıkış gibi bir umutları da yoktur. Umutsuz ve sefalet içinde yaşayan kişinin de elinde biraz para olunca tek yapacağı saçıp savurmaktır. Bu kişinin o parayı kullanabileceği başka bir amacı yoktur. Soyluya ve tüccara garip gelen bu davranış aslında mujiğin doğalıdır. Parasını biriktirenler olduğunu söylemiştim. Soylular dışında ayrıca ticaretten zenginleşenler de bulunur. Bunlar da dışarıdaki küçük burjuvazinin yansımasıdırlar. Hemen hepsi açıkgöz ve kurnaz olarak resmedilir. Bunlar şehirlidir ve parayı elde tutarlar. Petroviç hayvanlar konusuna değinmesi de yine halka değinmek amacını taşır. Para derdi olmayan bir şehirli olarak hayvanlarla başka bir düzlemde ilişki geliştirebilmiştir. Onların hareketlerini gözlemler ve özellikle kazlarla keçinin insanlarla birlikte hareket etme arzusunu bize aktarır. Burada sürü arkadaşlığı gibi bir ilişki vardır. Fakat, kırsal toplumun hayvanla kurduğu ilişki yararlanmayla sınırlıdır. Özellikle açsanız bir hayvan size öncelikle et olarak görünür. Petroviç'in kendisi dahi keçi (ya da kazlar, emin değilim) kesildiği için üzülüyor görünmez, etin enfes olduğunu söyler. Başka bir ilişki düzleminden gelse de sonuçta o da açtır. Yaşaması için belli miktarda hassasiyeti törpülemesi ve kayıtsızlığını artırması gerekir. Hapishane ve hastane şartlarının kötülüğü, cezaların hem fazla ağır olması hem de suçun niteliğine göre pek değişmemesi, bu hapishanelerin ahlaklı giren kişiyi bile bozacak ortamları, halkın ortalamasına göre hapishanede okuryazar oranının çokluğunun belirtilmesi üzerinden siyasi suçluların fazlalığına gönderme yapılması, Sibirya'daki yönetimlerin merkezden uzak olmaları sebebiyle bozulmaya müsait ve merkezden habersiz iş yapmaya meyilli olmaları gibi bir çok yönetimsel ve teknik konuda da eleştiriler sıralanmış. Bunların o döneme ait ve biraz bizim ilgimizin dışında olduğu düşünülebilirse de benzer sosyal ve yönetimsel yapılar tarihin her döneminde benzer sonuçlara yol açtığı için evrenseldir. Okuyan herkesin bu yapıların bizim toplulumuzdaki durumlarını da değerlendirmesi gerekir. Bu kitabın bana göre üzerinde en çok düşünülmesi gereken teması maddi ve manevi eksikliklerin, bireysel olarak çekilecek fiziksel acının korkusunun insanı bireysel ve toplumsal olarak nasıl hareket etmeye sevkettiğidir.
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
·
35 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.