·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Temmuz 2020 15:34 Farklı bir roman kurgusu ve şiirsel bir anlatım. Gözlerinden yaş yerine taşlar döken bir kız, bu kızı görmeye gelen insan seli, bu insan selinin önüne baraj kurup haksız bir şekilde para kazanmaya çalışan karanlık tipler.
Güldiyar bu kızın ismi, babası da Muzaffer. Muzaffer bir türlü kurtaramıyor kızını bu mafya görünümlü çapulcu zihniyetlerden. Kızını kurtarıp köyüne dönmek istiyor, evini de satarak geldiğine bin pişman bu kentten ayrılıp. Tabii olmuyor, izin vermiyorlar, paranın ateşinde kavrulanlar.
Herkes gibi kentin de sorumluları yüz çevirmiş Muzaffer ve kızından, yardım eli uzatan yok. Acı acıyı doğuruyor ve yazarın da yer yer dediği gibi her yeri bir soğukluk kaplıyor; mahalle soğuyor, ağaçlardan düşen yapraklar soğuyor, yakındaki türbe soğuyor, gökteki kuşlar soğuyor, evlerin bacaları soğuyor, gelip geçen gölgeler soğuyor, eve dolup taşan insanların ruhları soğuyor ve sonunda Güldiyar’ın bedeni soğuyor.
Üzüldüm, üzüldükçe üzüldüğüme üzüldüm. Farklı bir romandı; farklı kapılar aralandı, farklı kapılar kapandı okudukça. Zihnim alt üst oldu bu ilk HAT denememde. Alttan alta verilen karamsarlık ve distopik olgular, varoluşun ağırlığı, kişiliksiz suretler, sirkteki insanları izleyen insancıklar ve sayamadığım insan kalitesizlikleri eseri bir örümcek ağı gibi sarmış ve sonunda...
Bu ara okuduğum kaçıncı ağır roman, huzursuz roman, bilemedim. Okumanızı tavsiye ederim bu kitabı, vesselam.