9/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2020 39. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2020 03:27
Spoiler barındırır Kitabı okurken ben en çok babamı düşündüm. Köyümüzü köyümüzdeki ilişkileri düşündüm. Anadolu’nun insanlarının, değerlerinin minik farklılıklarına rağmen birbirlerine ne kadar çok benzediğini düşündüm. Bir tanıdığımız ölmüştü babamla birlikte cenazenin arkasından köyümüzün mezarlığına doğru yürüyorduk. Babam tabuta bakıp “Benden daha gençti” dedi. Ben söyleneni duydum. Zihnimde yorumladım fakat bir şey söyleyemedim. Sadece sustum. Şimdi romanla ilgili incelememe geçiyorum. Baba - oğul ana teması eşliğinde adım adım ölüme yaklaşacak olan inatçı mı inatçı Aziz Bey’in yeni bir protez bacak yaptırmak için Ankara’ya gelmesiyle başlar hikaye. Önce baba Aziz Bey kara trenle gelir Ankara’ya yazar oğlu gidip babasını tren garından alır. Geleneksel değerlerle örülmüş bir baba oğul ilişkisidir ilk sayfalarda okuduklarımız. İnatçı ve dediğim dedik olan Aziz Bey’in yüreğinde kötülük yoktur. Gençliğinde minibüs ve TIR şoförlüğü yapan Aziz Bey’in geçirdiği kaza sonrası sol bacağı dizinin hemen altından kesilmiş ve yerine protez takılmıştır. Ankara - Denizli arası 460 KM’dir. (Daha doğrusu Denizli’deki kasaba arası) Anlatıcı defalarca bu yoldan gidip gelir. Gidip gelirken Çocukluğunu düşünür, babasını düşünür, ölümü düşünür. Psikolog, Erik Erikson, yaşlılık dönemini Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk evresi olarak adlandırır. Hayatı istedikleri gibi dolu dolu yaşayıp üretken olanlar ölümün kaçınılmaz bir son olduğunu bilir ve ölümü kabullenirler. Tersi durumda olanlar ise ölümü kabullenmek istemezler. Kesilen bacağından ve sonrasında kalçalarındaki kireçlenmeden dolayı yürümekte zorlanan Aziz Bey acılar içinde kıvransa da hastane hastane gezdirilse de ölümden korkmaz. Onun giderek kötüleşmesinden ve yakında ölecek olmasından korkanlar oğulları ve karısıdır. Seyir halindeyken anlatıcıyı takip eden beyaz at (ecel atı), köyde gördüğü beyaz gömlekli çocuk ölümün imgeleridir. İnsanoğlunun ölümlü olduğunun ve ölümün kaçınılmaz son olduğunun göstergeleridir. Aziz Bey, Ömrünün son demlerinde sürekli küçük yaşta ölen oğlu Suat’ı sorar karısına. Oğlunun cenazesine katılamadığı, babalık görevini yapamadığı için vicdan azabı çeker. Kocasına “len müslüman” diye seslenen anne / eş karakteri de çocuklarına ve kocasına karşı özverilidir. Bu özverili kadının güçlü batıl inançları vardır. Hasan Ali Toptaş’ın en önemli özelliği dili yani Türkçe’yi etkili bir şekilde kullanmasıdır. Onun sesinin, duygu ve düşüncelerinin sözcüklere dönüşmesinde doğanın, bitkilerin, hayvanların, insanların ahengi vardır. Onun kitaplarında, Hızın egemen olduğu günümüz dünyasına inat bizi yavaşlatan, kimi zaman bizi durdurup düşündüren, iç dünyamıza ve yaşadığımız çevreye baktıran sözcüklerin, hikayelerin büyüsü vardır. Haddimi aşarak Hasan Ali Toptaş’a yapacağım eleştiri ise Anadolu’ya ait değerleri ve hikayeleri daha felsefi bir temele ve evrensel değerlere göre işlerse dünya çapında büyük bir yazar olur. Kitaptan alıntılar; “Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.” “Sonra güneş battı ve hava karardı yavaş yavaş, evler, avlular ve sokaklar kayboldu. Kasabanın etrafındaki bağlar da kayboldu çok geçmeden. Sonra uğultularıyla birlikte dağ, dağla birlikte ova da kayboldu ve ortalığı kaybolan şeylerin varlığını hatırlatan derin bir sessizlik kapladı”
1000Kitap
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma
·
8 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.