Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında özgürlüğün bu topraklara kalıcı bir değer olarak değil, gelip geçen bir hâl olarak uğradığını söyler. Hayri İrdal’ın dilinden, “hürriyetin sekiz defa geldiğini”, her gelişinde büyük bir coşkuyla karşılandığını; fakat kısa bir süre sonra, kimsenin tam olarak nasıl olduğunu anlayamadan yeniden çekip gittiğini anlatır.
Bu durum yalnızca romanın ironisi değildir. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan süreçte de özgürlüklerin çoğu zaman yukarıdan ilan edildiği, bir düzenleme veya karar olarak topluma sunulduğu görülür. Ancak bu “verilme” hâli, beraberinde önemli bir sorunu getirir: Sahiplenilmeyen şey korunmaz.
Özgürlük, geniş kesimler tarafından bedeli ödenmiş, uğruna mücadele edilmiş bir kazanım hâline gelmediğinde; geri alınışı da çoğu zaman sessiz olur. İnsanlar yalnızca tepki göstermemekle kalmaz, çoğu zaman kaybın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini de fark etmez.
Tanpınar’ın işaret ettiği kırılma tam da burada başlar: Hürriyet, toplumun içselleştirdiği bir değer değilse, tarih içinde tekrar tekrar gelen ve aynı sessizlikle giden bir misafire dönüşür.