Sezai Topal

Sezai Topal
@Sezai_Topal
Bedenimdeki Çığlık ve Bedenimdeki Çığlık Yüzleşme seri romanlarının yazarı Kafka’yı ve Tezer Özlü’yü anladığını düşünen, değişime açık, özgürlüğe sevdalı, yazan ve okuyan biri... Instagram: @sezaitopal_official
Felsefe Grubu Öğretmeni
Üniversite Mezunu
Mersin
Göksun / Kahramanmaraş
89 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Hatırlamak ve Dağılmak Arasında: Unufak
Puan vermedi
Rober Koptaş’ın Unufak romanı, ilk bakışta bir ailenin hikâyesini anlatıyor gibi görünse de, aslında parçalanmış bir hafızanın ve yerinden edilmiş bir kimliğin izini sürer. Her şey oldukça sade
1000Kitap
UnufakRober Koptaş · İletişim Yayınları · 2024125 okunma
“Maske Düşünce: Arzuların Parçaladığı Hayatlar”
Puan vermedi
Hüseyin Rahmi’nin Kesik Baş romanı, ilk bakışta bir polisiye hikâye gibi ilerler; ancak derine inildikçe, suçtan çok insanın iç karanlığını, ahlaki çöküşünü ve toplumsal ikiyüzlülüğünü anlatan bir
Kesik BaşHüseyin Rahmi Gürpınar · Özgür Yayınları · 2015509 okunma
Ertelenen Yüzleşmelerin Gölgesinde: Mira’nın Kırmızı Defteri
Puan vermedi
Hafıza, kadınlık ve kopuşlar üzerine bir roman Roman, ilk sayfalarında filler üzerinden kurduğu metaforla dikkat çeker. Dişi fillerin matriyark yapısı, yani en yaşlı dişinin liderliği ve yavruların
1000Kitap
Mira’nın Kırmızı DefteriÇağla Ural · Destek Yayınları · 2025181 okunma
Romanın Gerçekçi ve Dürüst Karakterleri
Puan vermedi
Saatleri Ayarlama Enstitüsü yalnızca bir kurum hicvi değildir; aynı zamanda “insan tipleri” üzerinden kurulan güçlü bir ahlak ve gerçeklik tartışmasıdır. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, sahte
1000Kitap
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,8bin okunma
Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında özgürlüğün bu topraklara kalıcı bir değer olarak değil, gelip geçen bir hâl olarak uğradığını söyler. Hayri İrdal’ın dilinden, “hürriyetin sekiz defa geldiğini”, her gelişinde büyük bir coşkuyla karşılandığını; fakat kısa bir süre sonra, kimsenin tam olarak nasıl olduğunu anlayamadan yeniden çekip gittiğini anlatır. Bu durum yalnızca romanın ironisi değildir. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan süreçte de özgürlüklerin çoğu zaman yukarıdan ilan edildiği, bir düzenleme veya karar olarak topluma sunulduğu görülür. Ancak bu “verilme” hâli, beraberinde önemli bir sorunu getirir: Sahiplenilmeyen şey korunmaz. Özgürlük, geniş kesimler tarafından bedeli ödenmiş, uğruna mücadele edilmiş bir kazanım hâline gelmediğinde; geri alınışı da çoğu zaman sessiz olur. İnsanlar yalnızca tepki göstermemekle kalmaz, çoğu zaman kaybın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini de fark etmez. Tanpınar’ın işaret ettiği kırılma tam da burada başlar: Hürriyet, toplumun içselleştirdiği bir değer değilse, tarih içinde tekrar tekrar gelen ve aynı sessizlikle giden bir misafire dönüşür.