Sıradan bir hikayesi olmayan ve bir çok bakımdan hikayeyi ele alabileceğimiz fabl niteliğinde bir kitap. Kurgusundan daha çok içindeki anlamlar ve verilen mesajlardan daha çok bahsetmek isterim. Hikayenin başlangıcından sonuna kadar hissedilen o duyguları hayatında hiç hissetmemiş bile olabiliyorsun. Kısa bile olsa etkisi üzerinde kalacak bir kurgu. Yapılan çizimler ise olaya bambaşka anlamlar kazandırıyor. Yetişkinlerin ve çocukların arasındaki dünya farkı ne kadar çoksa mutluluğun derecesini o kadar çok etkilemektedir. Çocuklar sorgular, öğrenmek isterler ve doğada olan olaylara hayretler içinde bakarlar. Daha yeni tanıyorlardır dünyayı, heyecanlı aynı zamanda etrafını anlamaya çalışırlar Küçük Prens gibi. Yetişkinler ise bu dünyadan çok uzaktır. Hayatın vermiş olduğu o kargaşa ile o masumiyet duygularını kaybetmişler, hep zihinler sonuca odaklı çalışmıştır. Ne gerçek arkadaş vardır ne de gerçek yaşam tutkusu. Neden diye sormadan kendilerini bir işe kaptırırlar ve her şeyi unuturlar. O masumiyet duygusuyla beraber doğadan uzaklaşırlar ve gerçek güzellikleri göremezler asla. İşte en başta Küçük Prens yetişkinler dünyasını bir kaç olayla deneyimler. Sonuç ise kendisi yapayalnız bulur. En basitinden hiç düşündün mü yıldızların nasıl bu kadar güzel olduğunu? Yıldızlar da herkes için farklı anlamlar içerir. Yetişkinler mutluluğu yakalamak için hep bir yoğunluğun içindedir peki aslında mutluluk nedir? Bir çiceğin açışı, bir güneşin doğuşu sana ne anlam verir? Bu sorular basit gibi gözükse de derin anlamlar barındırır. Bu kitap sadece bir fabl değildir aynı zamanda filozofik özelliği de vardır. Küçük Prens ise sadece bize bu gerçekleri görmemezi sağlayan ve hatırlatan bir karakterdir. Kavrayış ise biz okuyucuya kalmıştır.