Puan vermedi·143 syf.··Beğendi
· Osmanlı'nın son dönemlerini anlatan romanlara ayrı bir ilgi duyuyorum. Dönemin atmosferi, insanların karakter yapıları, kullanılan eski ama kulağa çok hoş gelen kelimeler hoşuma gidiyor. Ayrıca dönemin siyasi olaylarının, roman karakterlerinin düşünce yapısı ve tavırlarına yansıması beni ayrıca etkiliyor.
Damga da böyle bir roman. Olaylar soylu bir İstanbul beyefendisi olan İffet Bey'in başından geçiyor. Gerçi roman ilerledikçe İffet Bey'in soyluluğu ve asaleti beş paralık oluyor ama olsun.
Yukarıda bahsettiğim dönemin siyâsi olaylarının yansıması, İffet Bey'de de kendini gösteriyor. İffet liseye giderken (maalesef) meşrutiyet, hürriyet gibi saray ve padişah karşıtı fikirlerden etkileniyor. Aslında bunda bir sorun yok.
İffet'i etkileyen tek sorun, babasının padişaha sadık bir saray adamı olan Vezir Halis Paşa olması.:)))
Meşrutiyet ilan edildikten sonra İstanbul sokaklarında büyük bir coşkuyla hareket eden kalabalığın içinde devrimci ruhuyla ilerleyen İffet, 'Kahrolsun falanca!', 'Kahrolsun filanca!' naralarıyla birlikte 'Kahrolsun Halis Paşa!' haykırışını işitince haliyle afallıyor ve kalabalıktan ayrılıyor.
'Maamafih', sonrasında sürgüne giden babasıyla beraber giderek onunla arasını düzeltiyor o ayrı:)
Buraya kadar anlattıklarım romanın atmosferi hakkında bir fikir verdiyse asıl konuya geçeyim. Zira romanın asıl konusu sonrası.
Kısaca anlatmam gerekirse: -ki uzun uzadıya anlatmak romanın tadını kaçırmaktan başka bir işe yaramaz çünkü romanın ana fikrinin -yine anladığım kadarıyla- pek bir 'esprisi' yok-
İffet Bey bir şekilde(nasıl olduğunu okuyunca anlarsınız) hırsızlık suçuyla altı ay mahkum oluyor ve bu hırsızlık suçu hayatının geri kalanında onun peşini bırakmıyor. Adeta bu leke ona bir 'damga' gibi yapışıyor. Bu yüzden kendisini kısmen toplumdan soyutluyor. İşsiz kalıyor, parasız kalıyor, sonra bir şekilde yeniden hali vakti yerine geliyor derken İffet Bey bayağı bir zorluk çekiyor. Gelin görün ki romanın sonunda hayatının büyük bir kısmını etkileyen tüm bu maceraların beyhude olduğunun ayırdına varıyor.
Romanda realizmden çok romantizm etkisi gözlemledim açıkçası.
Kitapta oldukça fazla olay var fakat bunlar asıl anlatılmak istenen meselenin bir an önce sonuca bağlanması için yeterince derin işlenememiş. Örneğin İffet'in babasıyla sürgüne gitmesi, halasının yanında geçirdiği günler, mektep yılları vs. karakterin ruhsal yapısı da tahlil edilerek uzun uzun ve titizlikle işlenip tüm bunlar sonunda daha iyi bir şekilde bağlansaydı roman Tolstoyvari bir hal alırdı ve bence her bölümünde ayrı zevkler alırdık. Bu şekilde daha edebi bir roman okumuş olurduk. Reşat Nuri Güntekin bunu yapabilirdi istese diye düşünüyorum. Ama tabii onun bize anlatmak istediği şey farklı olunca pek de şey yapmıyorum.:)
Kitap hakkında hala kafamda soru işaretleri var doğrusu. Okuyan biri ile tartışmak isterim. Bana ulaşabilirsiniz.
İyi okumalar.