Gönderi

Sezai Karakoç'un, Nietzsche tahlili
Üstad Sezai Karakoç'un, "İnsanlığın Dirilişi" kitabındaki Nietzsche tahlili; “Nietzsche, Hristiyanlık, insan ve Tanrı ideasının yerine, Dionizos yorumu içinde kendi insanüstü kültünü koymak istedi. Marx'tan daha çok etkin bir değişime sebep olabilirdi o, eğer felsefesinde kolektif bir unsur olsaydı. Tam tersine kitleden ve yığından, korku, ürküntü ve adeta tiksintiyle bahsetti. O, yeni bir varlık düşledi, bu ne insan, ne Tanrı'ydı. Tanrı'ya ve insana gereksinme duymayan yeni bir varlık. Ancak bu tür devlere ütopyalarda bile yer yoktur, olsa olsa masallarda bulunabilirler. Öte yandan, Nietzsche'nin felsefesi masal gibi tatlı ve hoşa gidici de değildi. Çocuksu bir tarafı vardı ama bir de öbür yüzü vardı bu felsefenin. Bütün dikkatleri üstüne çekmek istemesine rağmen, bu felsefenin teklif yanı bir gerçekleşme şansına sahip değildi. Ancak felsefenin öbür yüzü, yani ret yanı bir hayli etkili olmuştu. Zaten zayıflamış bulunan Hristiyanlık, adeta ölümcül bir darbe aldı. Kendini deccal olarak ilan eden Nietzsche, samimiliğini yitirmiş olan Hristiyanlığın kağıttan anıtını Dionizos hançeriyle deldi. Olsa olsa yufka yürekli bir deccaldi o! Çağın yakında asıl deccalları sökün ettirecek bir iklime gebe olduğunu haber vermişti bu iddiasıyla. Felsefesi hiçbir kolektif öz taşımadığı için, ferdi bir çıkış olarak kalan Nietzsche, gerçekte nefret ettiği yığınların deccalini, vaktinden önce kendi şahsında görme yanlışının kurbanı oldu. Yığınlara tek önerisi olabilecek Dionizos coşkusu da, ancak kağıt üstünde ve şiir metinleri olarak kalmaya mahkumdu. Yunanlılardaki tanrı çokluğu, adeta yığın halinde tanrı ideası karşısında Nietzsche'nin irkilmesi gerekmez miydi? Belki de bu sebeple o da birinden yana çıkıyordu: Dionizos'tan yana. Appollon, adeta, Dionizos'u daha iyi belirtmek için bir kontrpuan olarak duruyordu bu öğretide. Nietzsche, Dionizos'u yakın buluyordu kendine (Aslında burada O'nun trajik kader ironisi yatıyordu: yakıcı aklın uçurumundan kaçarak coşkuya sığınmanın kurtarıcı imajıydı denebilir Dionizos O'nun için). Nitekim: çılgınlık nöbetlerinde kendini Dionizos olarak görüyordu. Biraz daha yaklaşıp bakalım: Dionizos neydi? Dionizos, kendini yitirerek kurtuluşa ermek demekti. Bu anlamda, Nietzche'nin üstün-insan görüşü de tek kişinin tanrılaşması gibi bir olmaza saplanıp kendi büyüklüğünün sarhoşluğunda, daha doğrusu çılgınlığında kayboluş, kendi uçurumlarında çınlayan bir yitiş sesi olmaktan öteye geçemedi ve geçemezdi de. Nietzsche, Dionizos yüksek fırınında küle dönüştü. Ama bu külün üstüne savrulduğu Avrupa ruh çölü, putlar ormanının zakkum kozalaklarını sergilemekte gecikmedi. Deccal palyaçosu filozofun laneti, cehennem çiçeklerini açtı nihayet çağın alacakaranlığında: faşizm ve komünizm, kızıl ile kara, deccal silütleriyle donattılar ufukları. Bu ideolojiler, ırk ve toplum maskeleri altında şahıs kültünü yaygın hale getirdiler. Birinin tuzağı tarih ve mit, öbürününki ekmek ve öçtü.”
Diriliş Yayınları - Diriliş Dergisi
Edebiyat
·
12 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
" Kendini deccal olarak ilan eden Nietzsche, samimiliğini yitirmiş olan Hristiyanlığın kağıttan anıtını Dionizos hançeriyle deldi.. Dionizos, kendini yitirerek kurtuluşa ermek demekti.. Nietzche'nin tuzağı tarih ve mit, Marx'ın tuzağı ise ekmek ve öç, idi.." Sezai Karakoç/İslamın Dirilişi