·184 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Temmuz 2020 11:58 · Küçük Prens ve Zeze arkadaş olsaydı nasıl olurdu acaba diye düşünüyorum. Çocuklukları, hayalleri ve masum dünyaları elinden alınmış bu iki çocuk birbirlerinin yaralarını herkesten çok daha iyi kapatabilirdi.
“Sebepsiz yere zalimce sopa yemiş savunmasız bir hayvan gibiydim. Gloria hayallerime ne olduğunu soruyordu.”
“En iyisi, hayallerini olabildiğince korumaktı. Küçük bir çocukken ben de böyle şeylere inanırdım.”
“Hakikaten de sevgili Portuga, bana her şeyi çok erken anlattılar.”
Zeze’nin hayallerinin zamanla yok oluşu bu birkaç alıntıda saklı. Yetişkin eliyle yakıp yıkılan çocuk dünyasının; bu dünyanın sahipleri üzerindeki etkisi açık açık görülüyor. Gerçekçi dünyada daha altıncı yılını tamamlayamadan çocukluğundan vazgeçen Zeze’nin, her şeyi bu kadar erken öğrenmesi ona yapılabilecek en büyük kötülüktü. “Hatırı Sayılır İki Dayak” bölümünde yaşananlardan sonra insanın çok şey söyleyesi geliyor. Keşke kökünden kurutabilsek böyle vicdansızları.
“Ben yaramazın tekiyim. Çok kötü bir çocuğum. Bu yüzden Noel’de benim için İsa değil şeytan doğar ve kimse bana hediye almaz. Tam bir baş belasıyım. Haşarıyım. İtin tekiyim. Kalastan farksızım. Ablalarımdan birinin dediğine göre öyle kötüymüşüm ki hiç doğmasaymışım daha iyiymiş…”
Bunlar başkalarının sözleri, Zeze’nin tertemiz ruhunu kirletmemeli. Bırakalım da çocuk olsunlar…