“Bu kemirici korku hayatını asit gibi eritip darmadağın etmişti.”
“Korku tüm varlığını kemirerek boşaltmış, bedenini zehirlemişti.” ve
"Korku, her şeyin bir karikatür olarak görünebileceği, boyutların feci bir şekilde bozulduğu çarpık görüntülü bir aynadır; bir kez yerinden oynatılırsa görüntüler en çılgın ve en imkânsız ihtimallere dönüşür."
diye tarif ediyor Stefan Zweig KORKU’yu.
.
#Zweig bu uzun öyküsünde, eseri ile aynı ismi verdiği ve bizi adeta bir harabeye çeviren Korku duygusunu işliyor. Yine insan psikolojisinin en derinlerine inip, sinir uçlarımızı iltihaplandıracak kadar büyük bir işkence ve acı çektiriyor hem baş karakterine hem de biz okurlarına. Ve bu işkence ve acı nihayetinde sert bir gerçekliğe dönüşüyor.
.
Eserde suçluluk duygusu karşısında bir kadının duyduğu korkuyu -her şeyin sonuna geldiğini hissetmesi- bu korku ile su yüzüne çıkan tutku, intihar, ihanet ve aşk duygularını; farkedişlerini, yıkılışlarını, keşiflerini ve yeni başlangıçlarını bir melodrama izler gibi sunuyor #Zweig.
Saygınlık tuzaklarının altında, suçluluk, utanç, çaresizlik, öfke fırtınalarını ve felakete sürüklenişi bir bardakta birleştiriyor. Öyle ki bir damla daha olsa taşacak türden.
.
Öte yandan Zweig’in Sigmund Freud hayranlığını bilmeyen yoktur. Öyle ki duyduğu bu hayranlığıyla “Freud ve Öğretisi” adında bir kitap bile yazmış.
Freud, psikanalizin babası. İnsan psikolojisini diyalog yoluyla tedavi etmeye çalışıyor. Günümüzde modern edebiyatın ve psikanalizin çok yakından ilişkili. “Her ikisi de benliğin, oldukça karmaşık, heterojen ve güçlü ayrışma gösteren toplumlarda, sosyal çevre ve kendi doğasının isteklerine daha da zor entegre olabildiğini varsayıyor.”
#StefanZweig ve #SigmundFreud’un arkadaşlığında modern edebiyat ve psikanaliz arasındaki bağ, Korku eserinde özünde yansıma bulmuş gibi görünüyor.
Yine Zweig, Dostoyevski’yi psikolojik figür tasarımın en büyük ustası olarak görüyor.
Rudolf G. Binding’e yazdığı bir mektup da: “Figürlerle dolu psikoloji, daha çok tutkum haline geliyor ve ben bunları tarihsel objelerde ve yazınsal imge objelerinde sırasıyla uyguluyorum.” diyor. Bu nedenle eserlerinde travmatik bir karakter yaratıp sonra da onu çözümlemeye çalışan Zweig’in Freud’dan çok, #Dostoyevski ile kendisini özdeşleştirdiği söylenebilir.
.
Ayrıca Zweig’in bu eseri için, The Guardian gazetesi yazarı Nicholas Lezard şöyle diyor: “Zweig’in Sigmund Freud’la aynı anda ve aynı şehirde yazması tesadüf değil.”
Kesinlikle katılıyorum.
Hele edebiyatın en çarpıcı aşklarını, aşırı uç ve çarpıcı sonlarla anlatan Zweig için bunun tesadüf olması söz konusu bile olamaz çünkü ortada Freud öğretilerini eserlerinde çözümleyen Zweig var ve Zweig eserlerinden bir kaçı ile teoriler sunan Freud var. (Hâlâ tartışılan bir konu)
.
Kitapta #Korku, yasak olan ile baştan çıkarıp felakete sürükleyen yakıcı bir duyguya dönüştü. Korku insanı bir kez sarmaya görsün zaten.
Bu yakıcı soyut duyguyu bile yazarın böyle muazzam bir alegori ile dile getirmesi, böyle duru bir dille soluk soluğa anlatması bu duyguyu yaşamadan nasıl mümkün olabilir? Zweig’in yaşamına son vermeden önce bir çok kez intihar girişiminde bulunduğunu okumuştum. Bundan yola çıkarak Korku’da, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizginin bu denli muhteşem tasviri için kendi deneyimlerini anlattığını, bizzat kendi hissettiği korkuyu anlattığını söylesem yanılır mıyım?
Siz ne düşünüyorsunuz?
.
Bu kitabı “hissedebilmek ve yüzleşebilmek” için kesinlikle okuyun!
Sevgiyle, sağlıkla kalın!
Not: Eser pek çok filme ilham kaynağı olmuş. Fear adı ile sinemaya da uyarlanmış.
Instagram: endorfinhormone|Bookstagram CKA #endorfinokudu