Puan vermedi·109 syf.····Okunma: 26 Temmuz 2020 01:10 "Bir gece. Diğerleri gibi. Bir ben. Diğer benler gibi. Bugün eski ben'lerimden biri olduğumu duydum. Karşılıklı gülsek.
Gülebilir miyiz dersin?"
"Burada bir ben var. Belki de bana benzemek isteyen birisi."
Yazılanı yazandan ötürü sevmek diye bir olgu var mı? Bilmiyorum ama bana göre var( en azından kendi görüşüm). Bu yazının size bir şeyler çağrıştırdığını da biliyorum. Ne fark eder ki! Aynı duygu ve hisleri yaşattıktan sonra gerisi teferruat.
Çok böyle postmodern sürrealite veya yerleşik düzene baş kaldıran yazım üslupları kullanmayı bilmem, klasik ve yalın yazmak bence en ideali.
Neden diye soracak olursanız; okura anlatmak istediğinizi tek celsede aktarırsınız. Kırk dereden su getirmek neyin nesi. İnsana dünyanın dörtten fazla bucağının olduğunu göstermek de neyin nesi?
Bu konuyu, yani yazı yazma konusuna ne halt etmeye değindim onu da bilmiyorum. Galiba Tezer’in yazdığı mektupları okuyunca çabalamasız idrak ettim diyedir...
Pekala idrak ettiğim şey nedir diye sorarsınız şimdi de. Pek tabi onun da cevabı var.
Tezer Özlü’nün yaşamın ucuna(sonuna) olan yolculuğu, dayanılmaz yaşamdan kaçılacak tek köşedir.
Kültür kargaşası yaşayan bir dünyada, acıyı ve sevinci taşıyamayan gerçeklerden korkan, kurmaca dünyanın ipliğinde manik- depresif hale bürünmüş bir Tezer Özlü ile karşı karşıyayız. Ülkemizdeki gerçek edebiyatın ana teması bu bence. Normal olamamak. Biz çok mu normaliz?
Çoğumuz,( hadi belki bunu kabul etmeyenler tayfası çıkar da beni taş yağmuruna tutarlar diye onları eliyorum) ruh hali dengesizleşmiş stabil hastalar gibiyiz. Bizi keşfedecek bir akıl hastanesi bile yok.
Olsun insan aklını yitirince, yitirdiği şeylerin önemsizliğinin de farkına varıyor. Ne büyük bir mutluluk değil mi; seçmek zorunda kaldığın tüm eylem ve duygulardan artık vazgeçmek!
...ve yazı hayatı denen çamura bulaşmak. Kitaplara, kelimelere ve ön sözlere takılmak...
Tezer Özlü, Oğuz Atay, Didem Madak, Arthur Rimbaud Cesare Pavese gibi yazarlar:
Burjuva düzeninin kurallarına, değer yargılarına, beğenisine yaşam biçimine ayak uyduramayan , topluma yabancılaşmış yalnız insanlar... ve hatta tutunamayanlardır...
İyi geceler