Stoa felsefesinin büyük bir ilgilisi ve takipçisi olarak Nietzsche'nin kitabın belirli bölümlerinde stoa felsefesi üzerine yazdığı kısımlar bu yazıyı yazmamda etken oldu. Bilindiği üzere, stoa felsefesi insanın mutluluğunun, kişinin iç dünyasında olduğunu ve dış dünyadaki olaylara bağlı kalınmaması gerektiğini savunur. Kişinin kendi iradesi dışında olan olaylar hakkında üzüntü duymayı bırakması gerektiğini ve irademizin yettiği kadarıyla mutlu olmamızı söyler. Çoğu temsilcisi kaderci bir tavır içinde olsa da Seneca gibi bazıları da tamamen ilahi yasalara boyun eğmememiz gerektiğini belirtir. Sonuçta onlar için insanın efendisi yine insandır ve böyle devam etmelidir. Stoacıların ahlak görüşlerine temel aldıkları bir başka ilke de "doğaya göre" yaşamaktır. Doğanın yasalarına uygun olarak yaşayarak erdemli ve mutlu olunabileceğini savunmuşlardır. Kitapta değinmek istediğim nokta ise Nietzsche'nin stoa felsefesinin öğretilerini yanlış bir şekilde ifade etmesi veyahut anlaması bilemiyorum. Stoacıların sadece "doğaya göre yaşamak" istediğini iddia ederken aslında doğanın hepimizi istesek de istemesek de yasalarına göre yaşamaya zorladığı gerçeğini atlıyor. Bu konuda örnek verecek olursak doğaya göre yaşamayı yer çekimine benzetebiliriz. Yer çekimine göre yaşamak istediğimizi söylemek saçma olurdu. Yani biz doğayı kendimize göre uyarlamıyoruz, onun düzenine göre kendimizi uyarlıyoruz. Bizim mutluluk olarak adlandırdığımız şey ise tam olarak buradan yani doğayla uyum içinde yaşamamızdan gelir. Tabii ki Nietzsche'nin bu tarz görüşlere sahip olmasında kendi ahlaki yorumlamalarının farklılığı ve kendi felsefesinin kadercilik gibi körü körüne bağlanılan şeyleri içermemesinden de kaynaklanıyordur. Fakat genel olarak kitapta "stoacılık" hakkında yazdığı şeylerin çok da doğruyu yansıtmadığı kanısındayım.