·264 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Temmuz 2020 05:29 Malum virüs yüzünden yaşadıklarımızdan sonra romanı okurken hislerim de düşüncelerim de karmakarışık oldu çünkü 2009’da yazılmış olan bu roman günümüzle inanılmaz benzerlikler taşıyor. Kitap, politik bir distopyayı anlatan bir bilim kurgu romanı adeta. Çok mu karışık? Hemen sadeleştiriyorum: Olaylar bizim ülkemize çok benzeyen adını bilmediğimiz bir yerde roman zamanıyla 60-70 yıl sonrasında geçiyor. Haliyle teknoloji çok ilerlemiş ama iyi mi olmuş kötü mü, orası tartışılır.
Son zamanlarda okuduğum romanlar arasında en merak uyandırıcı başlangıçlardan birine sahip olan eser iki ana eksende kurgulanmış: romanın geçtiği gelecek ve roman içindeki (yarım) romanın geçtiği geçmiş (evet, yine bir roman içinde roman durumu var, sevdiğim için çekiyorum ben bu tür romanları sanırım). Romanda anlatım son derece sade aslında hatta derinlikten yoksun bile diyebiliriz. Romanda geçen olaylar gerçek olmasını istemeyeceğiniz kadar ürkütücü ama yaşanmış olaylardan yola çıkıldığını hissettirecek kadar da çarpıcı. Yazar da buna aşırıya kaçan bir sıklıkla dikkat çekiyor zaten. Olayların geçtiği şehrin, ülkenin hatta hiçbir karakterin ismine yer verilmemesi anlatılanların ne kadar evrensel olabileceğine dair en büyük gösterge. Karakterlerin hemen hemen hepsi zaten tipleme olarak yaratılmış. Buraya kadar her şey yolunda sayılabilir ama romanda belirli noktalarda sıkça göze çarpan kopukluk ve fazla miktardaki tekrarlar roman içinde beni bekleyen olumsuz sürprizlerdi.
Yine de merak unsurunun iyi kullanıldığı, konunun yer yer fazla gözümüze sokulduğu romanda gerilim ve duygusal unsurlara da yer verilmiş. Romanı Türkiye’nin yakın tarihiyle ilgilenen ve sosyopolitik kaygıları olan okurlar okumalı diyorum. Unutmadan, romanda kollektif bellek ve unutma üzerine muazzam tespitler var, tam da merakımı cezbeden bu konuyla karşılaşmak beni mutlu etti.