·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mayıs 2020 18:45 Barış İnce'nin "Sarsıntı "adlı romanı bir ada ve adadaki herkesi ve her şeyi aydınlatan,bir boyutuyla izleyen ve adadakilerin varlığından rahatsiz olduğu deniz feneri metaforu üzerinden ülkemizin yakın döneminde yaşanan gerçekleri gözler önüne seren bir eser.Yazar eserini canı yananlara ithaf etmiş.Kitabın başında Dante Alighieri'den bir alıntıya(Ölmek umutları yok bunların./Hayatlarıysa öyle pis ki zavallıların)yer vermiş Barış İnce.
Romanın baş kahramanı Levent,üniversitede sosyoloji bölümünü okuduktan sonra bir bankada çalışmaya başlar.Bankadaki işinden bunalıp romanda adı verilmeyen ve yerlisi olduğu adadaki Panos'un Rum meyhanesini devralip meyhanenin eski aşçısı Sait Usta'ya da hisse vererek işletmeye başlar.Meyhaneyi devralan Levent, meyhanenin yakınındaki bir bağ evini de sahiplerinden satın alır.
Roman, Levent'in ortadan kaybolmasının ardından Levent'in arkadaşları Filiz,Yiğit ve Rıza'nın Levent'in devraldiği Kandiye Meyhanesi'nde bir masa etrafındaki içkili sohbetleriyle başlar.Meyhane masasindaki sohbet ilerledikçe Filiz,Yiğit ve Rıza'nın birbirleriyle ve Levent'le ilişkilerinin boyutu ortaya çıkar.Her biri hayatı kendi beklentileri ve bencil istekleri doğrultusunda yaşayan dört arkadaşın birbirleriyle ilişkileri de kendi çıkar ve beklentileri doğrultusundadır.İçinde bulundukları koşullardan dolayı Levent'le adı konulmamış bir ilişkisi olan Filiz Levent'in ortadan kaybolmasinin ardindan eline geçen Levent'in günlüğünü arkadaşlarıyla okuyarak Levent'in neden ortadan kaybolduğunu anlamaya çalışır.
Roman,sirasiyla Levent'in arkadaşlarının içki masasinda gelişen sohbetleri veFiliz'inLevent'in tuttuğu günlükten okuduğu bölümlerle şekillenir.Levent'in arkadaşlarının sohbetleri ilerledikçe ve Filiz Levent'in günlüğünü okudukça adada yaşanan olaylar ve ada sakinlerinin birbirleriyle ilişkileri daha da açıklik kazanir.Zaman zaman arkadaşlarının sohbetlerine Levent'in devraldığı meyhaneyle ve yerlisi olduğu ada ile ilgili izlenimleri ve anlatımları eşlik eder.Adada olup bitenleri bir de Levent'in gözünden,onun anlatımıyla öğreniriz.
Adi verilmeyen adada,Şeyh Mahmut Bulgurlu'nun "Bulgurcular" olarak bilinen tatikatı etkilidir.Şeyh Mahmut Bulgurlu adadaki ekonomik,sosyal,siyasi her türlü ilişkiyi yönlendiren etkili bir kişidir.
Yine adadaki Ada Gençlik Spor Kulübü'nün yöneticisi olan, seksen öncesi dönemde devletin tetikçiliğini yapan,öğrenci döven,solculara işkence yapan,işkence yaptığı bir kişiyi öldüren Kulaksiz Osman spor kulübünü paravan olarak kullanıp kumar oynatan biridir.
Levent'in Panos'un meyhanesini devraldıği dönemde adada bir zamanlar Bulgurcular tarikatında olup tarikatla bağını koparan, hala tarikata bağlı olan insanlar öldürülmeye başlar.
Filiz Levent'in meyhanesinde arkadaşlarına Levent'in günlüğünü okudukça çocukluğunda ve sonrasında Levent'in yolunun Mahmut Bulgurcu'yla ve Kulaksiz Osman'la kesiştiğini öğreniriz.Filiz,Yiğit ve Riza'nin sohbetleri ve Levent'in günlüklerinde anlattıklarıyla adada yaşananlar ve Levent'in arkadaşlarıyla,ada sakinleriyle,Mahmut Bulgurcu'yla ve Kulaksiz Osmanla ilişkisinin nedenleri ve boyutu açıklığa kavuşur.
Barış İnce'nin güncel konulara değinen bu güzel romanını okumanızı tavsiye ederim.
Romandan alıntılar:
"...Hedefimiz büyüdükçe varlığımız küçüldü.Yükümüz ağırdı,altında ezildikçe kalbimiz taşlaştı..."(s.118)
"Hatalar çoğaldıkça sözcükler azalır."(s.117)
"Canı yanmış insanın başkasının canını yakmak için bu denli hevesli olması ne garip.Acı tende ateş,başkasına geçtiğinde kurtulacağını sanırsın.Sonra bir bakmışsın kendinle beraber onu da yakmışsın."(s.101)
"...İnsan ne zaman kaçar?Değiştirme umudunu yitirdiğinde..."(s.27)
"İnsan yeni cümleler,yeni üsluplar,yeni hayaller aramaya mecbur."
Cenap Şahabettin
"İnsanın dramı ancak kapana kısıldığı yerde vardır."
Kemal Tahir
"Kötülüğü,kini,merhametsizliği,hırsı kendinde gördüğünde iğrenmiyorsun da başkasında gördüğünde ürküyorsun."
Mevlana
“...Sustunuz… Uzunca bir süre sustunuz. Niye böylesiniz? Böylesiniz işte. Sevdiğini hiç bağıra çağıra söyleyememişler gibisiniz. Haksızlık görünce dili tutulmuşlar gibi… Suskun. Bedeni huzurda namaza durmuş, kafası başka yerde münafıklar gibisiniz. Verdiğiniz sözleri yutmuş, ettiğiniz yeminleri bozmuşsunuz. Duyulmasından korkmuşsunuz. Olduğunuzdan cesur davranıp zayıflığınızı saklamışsınız. Sesinizin çok çıktığı anlarda boyun eğmişsiniz sanki… Âciz. Keşke söylemeyi değil duymayı öğrenseydiniz. Kelimeyi değil harfi bilseydiniz. Başkasına yetemediniz ya en azından kendinize yetseydiniz. Kâfi. Ahenksiz notalar, çalakalem sözcükler, git git sığ kala denizler gibisiniz. Birine kavuşmayı hiç beklememişler gibi… Konuşmaktan susmayı unutmuşlar gibi… Sebatsız. İşinizdeydiniz gücünüzdeydiniz. Şaşaalı bir devrin ortasında koşturmaktaydınız, yıldızlardan ışık kapmak zorundaydınız. Siz de haklıydınız, atamadığınız her adımda kalabalığın ayakları altında kalırdınız. Yorgun. Ama artık zamanınız dolmuş. Gidici gibisiniz. Bilmem. Öyle gibisiniz işte…”(s.85)