Palto, beni hiç ummadığım derin bir dünyanın kollarına atıverdi. Karnını doyurmaktan öteye gidemeyecek kadar az bir maaşla dondurucu soğuktan korunabilmek için yeni bir paltonun hayalini kuran Akakiyeviç'in hikayesi bu. Bu kitabı okurken neler mi hissettim? Açıkçası Akakiyeviç'in dünyasına sonsuz bir dinginlik hakim bence. Merak, mutluluk, hüzün hatta öfke. Nasıl oldu bilmiyorum ama Akakiyeviç'in şahit olabildiğim en mutlu ve en acı anını düşünüyorum da, ikisini de iliklerimde hissederken aynı zamanda Akakiyeviç'in suskunluğu da bulaşmıştı bana, sanki onunla birlikte ben de susmuş ben de kabullenmiştim hepsini, sessiz ve çaresizdim her şeye rağmen. Tüm çığlığı, tüm isyanı ya da tüm sevinci hep sadece kendisiyle sınırlıydı. Gerek duymadıkça uzaktı kelimelerden. Ben Akakiyeviç'i görmeden ve duymadan tanıdım, hayata karşı olanca silikliğiyle. Ne var ki, bende edindiği yer hayatın ona sunduğu tüm acımasızlıklardan daha öte. Hayatımda hiçbir kitabı ikinci kez okumadım ama biliyorum ki, okuyacak olsam Palto bunlardan biri olurdu. Demem o ki, hala okumadıysanız daha fazla vakit kaybetmeyin bence!