704 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Öncelikle, bu kitabı akıllılara ve kendini akıllı sananlara,
Delilere ve kendini deli sananlara,
Dostoyevski sevenlere,
Ruh boşluğunda olanlara, ailesinden dahi kaçmak isteyen ama uzaklaştığı anda onların ismini sayılamaktan, başkalarına onu anmaktan başka bişey yapmayanlara,
Gecenin bilmem kaçı kendini bir sahile atmak isteyen, yanında olmak isteyen dostunu bile yanında olmasını istemeyen/dostu olmayan herkese,
Sevilip sevmediği, kaçmak isteği duyduğu için kendini dünyanın en kötü insanı olduğunu hisseden,
Başkalarının meraklı bakışları altında kalmış, sırf insanların merakını gidermek için konuşmak zorunda kalanlara,
Sebep ne olursa olsun, bir boşluğun girdabına düşmüş olana,
Ve, kimsenin yapamadığı şeyi, sadece yapmak için. Sebepsiz, sırf cesaret edebilmek için yapan herkese öneririm.
He birde, eline geçen parayı, günü dolmadan bitirenlere öneririm :)

Anladım ki sene kaç olursa olsun, dünyanın hangi köşesi olursa olsun, insan kendi günahına gözlerini kapar da , karşısındakinin her günahını çerçeveletip asarmış.
Ve yine anladım ki, kötülük ve günah sadece kötü yolda olmak ve katil olmak diye adlandırılmış. Halbuki ne kalbe bakan olmuş, ne de akıldakini merak eden.. (tabii ki bu iki günahı temize çıkarmak değil niyetim)

Birgün yurdun anahtarları bende, yani ilk benim gitmem gerek. Gelenlere kapıyı ben açıcam yoksa dışarıda kaldılar demektir. Birde kitap fuarı var, ve son gün. Bende bir deli olduğum için, benimle beraber gelen kızı kapıyı açması için oraya bırakmak yerine onu da yanımda sürükleyip gittim (neyseki bir problem olmadı). Gidip kitabı aldım, başladım okuyorum rahat rahat, ama bu sefer de "kitap görmeyi yararsız görüyorum ne gereksiz şey ondan daha önemli şeyler var" diyen bir arkadaş, hocaya derslerin daha çok üzerinde durulması gereken kimsenin kitap okumaya vakti olmamalı vs ile dolduruşa getirmesine denk gelmesin mi? Anannemin vefatı, ruhsal çöküntü bedensel yorgunluk, zaman kısıtlığı ile okumadım. Rafta unutulan bir kitap oldu. Derken aylar sonra, kitapsız kaldığım bir anda karşıma çıktı. (şehir dışına çıkarken yanıma almışımda bahçeki kulübede bırakıp, aldığımı unutmuşum) Bu nasıl bir şey biliyor musunuz, ihtiyacınız olduğu bir anda eski hırka cebinden 100 lira çıkması gibi birşey belki.

Hani Sezai Karakoç demiş ya;
"Petersburg deyince akla Tolstoy ve Dostoyevski gelir. Ve şehir, onlardan uzaklaştığı ve koptuğu ölçüde ruhunu yitirir."

Belki o köprüyü, o neva nehrini, soldan dönülen köşeyi, artık kendi sokağım, kendi kentim kadar biliyorum. Orayı çoğu kez okuduğumdan mı? Hayır. Bu sefer orada olan bendim. Çünkü bu sefer okumadım, karakterin kendisi oldum. O kanalda yürüyen, oradan kendi kendisiyle konuşarak geçen bendim. Yaşadım, hissettim. Belki ilk defa bir karakterin ismini yazmak istedim kendi ismim yerine.

Her kitap farklıdır, her kitap okunmaya değer. Ama ben bu kitabın satırlarının iç dünyasını da, dış dünyasını da unutmayacağım. Bana bıraktığı iç etkiyi de, okurken uykusuz kalan gözlerimi, ama "eğer uyusaydım bu kadar huzurlu olmazdım" diyerek bana güneşim doğuşunu izlettiren, günün ilk havasını hissettiren bu kitabı unutmayacağım.

Abartmak istemiyorum, ama gerçekler tümüyle böyle.

Peki kitaptaki tartışmadan bahsetmek istiyorum, suç var mıdır? Yok mudur?

Peki yeni bir tartışma açmak istiyorum, özel insan var mıdır? Yok mudur. (her ikisi içinde yorumunuzu bekliyorum)

Benim görüşüm, evet vardır. Fakat her insan başaramaz bunu. İnsan, çektiği 'ACI' nisbetince 'GÜÇLÜ' gücünün nisbetince 'ÖZEL' dir.

Ve insan ne kadar korkak olursa, özel olmaktan o kadar uzaktır.

Raskolnikov, sana gelince sende beni gördüm. Ruh halinde, ruh halimi. Ama ben iyiyim, sen ise, hasta.. Ben içimde öldürdüm, sen ise... Peki, gerçekten ne için yaptın? Belki de bir çok sebebi vardı. Ama ben o sebeplerin içinden bu cümleyi çekip çıkarttım;

"Ben yalnızca cesaret göstermek istedim Sonya, hepsi bu! (..) Önüme çıkan engeli alabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim, edemeyecek miydim?"

Ve insan, ölümden korkanken aşk yüzünden kendini öldürebilir, yaşamaktan bıkmışken aşk ile hayata tutunabilirmiş...

Bu kitabı okuyan bir savcının, 'bir katilin iç düşüncelerini bu kadar ayrıntısıyla yazan bir insan, kesinlikle daha önce birini öldürmüştür' diyerek mahkemeye vermesini yazarak, Cemal Süreya'nın bir sözünü bırakıp bitiriyorum.. İyi okumalar dilerim ♡


“1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar." -Cemal Süreya.