Son kısımlara doğru *SPOILER* içerebilir. Aman dikkat edelim!
Puan vermedi·408 syf.··
2020 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2020 01:12
Uğultulu Tepeler ve Thrusscross Çiftliğine’ne doğru geçmişe uzanan derin bir yolculuk. Emily Brontë’nin tek ve ölümsüz eseri diyebiliriz sanırım. Klasikler arasında olmasına rağmen, ki ben çok da iyi ve istikrarlı bir klasik okuyucusu olamadım hiçbir zaman, oldukça akıcıydı ve benim açımdan hikayenin içine çekilmek hiç de zor olmadı. Uğultulu Tepeler’i kesinlikle bir aşk romanı olarak nitelendiremeyiz. İçinde aşk, intikam, nefret, aşağılama, kibir ve baskılanmanın bolca yer aldığı bir romandı. Kitapta öyle karakterler var ki hem hak verip hem de nefret edebiliyorsunuz. Joseph hariç, Joseph sen kesinlikle Uğultulu Tepeler’in en acıma duygusu hak etmeyen ve nefret edilesi insanısın! Uzun soluklu hikaye Mr. Earnshaw’un bir seyahat dönüşünde, Liverpool sokaklarında neredeyse açlıktan ölmek üzereyken bulduğu küçük yaşlardaki bir çocukla birlikte eve dönmesiyle başlıyor. Bu kişi de tabii ki ana karakterimiz Heathcliff’ten başkası değil. Thrusscross Çiftliği'nin yeni sahibi olan ve tüm bu hikayeyi evin çalışanı ve aynı zamanda tüm olayların birebir gözlemcisi olan Mrs. Dean’den dinleyen Mr. Lockwood, bir seferinde Heathcliff için şunları söylüyor: “Böylesine hırçın olması için yaşamın türlü iniş çıkışını görmüş olmalı.” Bu söz Heathcliff’i özetliyor bence, eve geldiği ilk andan itibaren istenmemiş, fazlalık görülmüş, evin büyük oğlu Hindley Earnshaw tarafından dışlanmış ama tüm bu kötülüklere rağmen onun yaşlarına daha yakın olan Catherine Earnshaw’la aşka doğru yol olan güzel bir arkadaşlık kurmuş. Peki insan sırf kötülük gördü diye kötü olmak zorunda mıdır? Bu tartışmaya çok müsait ve çok boyutlu bir konu. En azından bizim hikayemizde küçüklükten gelen bu nefret, kin ve Catherine Earnshaw’dan ayrılmasıyla başlayan çıkmaz Mr. Heathcliff’i seneler süren uzun bir intikam planıyla baş başa bırakıyor. Catherine Earnshaw ile hayatını birleştiren Thrusscross Çiftliği’nin mal varlığının varisi Mr. Edgar Linton, bu birliktelikle kendisini ve hatta ailesini, mal varlığını büyük bir ateşe atıyor diyebiliriz. Üstelik hiçbir zaman gerçekten sevilen adam olma şerefine erişemiyor. Buna rağmen hikaye boyunca onu iyi bir eş ve iyi bir baba olarak görüyoruz. Özellikle acı kaybından sonra kızıyla geç de olsa kurduğu güzel ilişkiyi okumak zevkliydi. Heathcliff’in intikam isteği ve nefreti iki aileyi de derinden sarsıyor ve mutsuzluğa sürüklüyor. Biz de neler yaşandığına, o güzel tepelerde ve yemyeşil arazide bunca güzelliğe rağmen nasıl rahat bir nefesin alınamadığına şahit oluyoruz. Kitabı okurken karakterlere öfkeleniyor ve nefret de duyuyoruz bence. Diyoruz ki ah sen şunu yapmasan, sen de şöyle davranmasan her şey ne güzel olacak belki de! Ama hayat böyle işlemiyor. Gurur ve düşünülen planlar bazen çoğu şeyin önüne geçiyor ve biz pişmanlık dolu bir hayata sahip olmaktan kurtulamıyoruz. Kitabın sonunda yazar Heathcliff’te gözlemlediği değişiklikleri bize de aktarıyor. Heathcliff’in bu dünyadan hala dinçken göçtüğünde dahi ne kadar yorgun, bitkin ve bir amaç-anlam eksikliği içerisinde olduğunu anlıyoruz. Ve sanırım Mr. Heathcliff’in ölmesiyle kitaptaki gençlerimiz Miss Cathy ve Mr. Hareton Earnshaw da rahat bir nefes alabilir diyebiliriz. Yine de Mr. Earnshaw tüm yaşananlara karşın bildiği tek baba figürü olan Heathcliff’in ölümüne yine de çok üzülüyor. Uğultulu Tepeler kesinlikle etkileyiciydi ve beğendiklerim arasına üst sıralardan giriş yaptı diyebilirim. Hem nefret, hem sevgi, hem intikam duygusu, hem de tutku doluydu. Keşke daha önce okusaymışım dedim mi? Evet. Çünkü daha önce okumuş olsaydım belki de arkasından bir sürü klasik okumaya hevesim olacaktı. Peki geç mi kaldım? Elbette, hayır. Nice güzel eserlerde görüşmek dileğiyle.
Edebiyat
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202557,9bin okunma
·
212 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.