·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Ağustos 2020 20:58 Bu tür geçişken kitaplarda konu bütünlüğü açısından akıcılık biraz geride kalabilir ama Gül Yetiştiren Adam'da bu mevzu yoğun anlatım sayesinde örtülmüş durumda. Geçişler arası kopukluklar kendini pek belli etmiyor bu sayede.
Kitabın temasına gelecek olursak yazar, zaman içinde oluşan iki insan tipiyle iki ayrı dünyayı ele alıyor. İlk tipte elinin altında her istediği olduğu halde kalbinin istediği olmadığı için kendisini ölüme kadar sürükleyecek bir hayat akışını görüyoruz. Yani insanoğlu madden ne kadar varlıklı olursa olsun, kalbinin bir şeyleri eksik bulduğu bir dünyada her zaman mutsuz ve huzursuzdur. İkinci tipte ise kendisini hayatın akışına kapatmış bir insanın her ne kadar gül yetiştirmek gibi güzel bir meşgale yapmış olsa da bunun yanlış bir mücadele yöntemi olduğunu anlama sürecini görüyoruz. 50 yıl boyunca olup bitenlere katı bir kayıtsızlıkla bile tanıklık etmemiş bir insanın gördükleri karşısındaki hayreti ve üzüntüsüdür. Her şeyler değişmiştir ve artık insanlar bile ona benzememektedir.
Velhâsıl-ı kelam insanoğlu, kendini ne dünyanın göbeğinde akan sulara bırakmalı ne de dünyanın en ücrasındaki sulara. Hayatın akıcılığında tutunabileceği bir şeyleri olmalı ki hem ölüme hem de yaşama gerekli sosyal mesafeyi uygulayabilsin :))