♡Kitabı okurken betimlemelerin fazla olması ve kullanılan imgeler ara sıra kitaptan sıkılmama ve kitabı anlamlandırmamı zorlaştırdı(Bazen de kitabı bırakmamı tetikledi). Fakat yapılan betimlemelerin o günün şartlarını daha iyi anlamı sağladığını söylemeden geçemeyeceğim. Bazen yazarın yaptığı imgeleri iki üç defa bazen okuduğum sayfanın akustiğini yeniden daha iyi hissetmek için defalarca okudum. Bazı imgeler günlük hayatıma iltifat olarak girdiler.
♡Kitabın içine doğru ilerlerken aslında halkın ne kadar kötü bir yaşamın pençesinde hayatlarını sürmeye çalıştığı gözler önüne seriliyor. Hele bir bölümünde kendimi o kadar kapatırdım ki her an Marki'nin üzerine atlayabilirdim. Ya bir insanın (çocuğun) canı gerçekten 1 altın bile etmiyor mu? Ya da bir insanın canı parayla ölçülebilir mi? Bir ailenin evladının kaybetmesinin önemsizliği göstermek için atların hasırlı olup olmadığına bakacak kadar vicdanınızı mı kaybettiniz yoksa unuttunuz. Hangi cağda yaşarsak yaşayalım insan olarak yaşıyoruz değil mi? Yani biz insan olarak geldiğimiz bu dünyada adaletsizliği neden perçinleştiriyoruz. Sen insan mısın Marki? Soyun soylu ama sen insan olmadıkça soylu değil soysuz olursun.
♡Kitapta en çok dikkatimi çeken ve beğendiğim karakter şüphesiz Sydney Carton oldu. Onun böyle karşılıksız aşkına bağlılığı beni öyle bir etkiledi ve üzdü ki kitabı bir ara bırakmayı düşündüm. Carton'un sahnelerini okurken aklımdan geçen "Ya neden hep iki insan bir insana aşık oluyor ki? Neden insanlar böyle aşkın en dibini yaşadığı an da sevdiği insandan vazgeçmek zorunda kalıyor ki?" düşüncesiydi.
♡Ben bu kitabın bazı satırlarını okurken yüreğimin o satırla dilim dilim kesildiğini hissettim. Keşke her insan tek bir insana aşık olsaydı. Keşke insan iki insan arasında kalmasaydı. Keşke sevenin sevdiğini, sevdiğinin sevenini başka biri sevemeseydi. Böylelikle kimse arada kalmaz ve ikinci kişi sendromu yaşamaz.
♡Toygar Işıklı'nın bir şarkısında geçen "Ben kötü biri değilim sadece yalnızlığı bilirim." sözü var ya Sydney Carton için biçilmiş kaftan(Ah! Carton! Beni nasıl etkilediğini bir bilsen)...
♡Hani yukarıda bahsettim ya bazı satırlarını okurken yüreğimin o satırlarla dilim dilim kesildiğini hissediyorum ya kitabın içinde ilerlemeye devam ederken bu sefer ezilen tarafın ezilenlere uyguladıkları politika o kadar kötü ki bunu ifade dahi edemiyorum. Yani anlamıyorum bir insan horlanmanın âlasını yaşamışken güç kendi eline geldiğinde bu kadar gaddar olmasını açıklayacak tek bir kelime dahi yoktur. İnsanları yargılarken takındıkları tavır o kadar iğrenç ki insan orada onların karşısında durmaktan utanır. Bin veya daha fazla insanı öldürüp ve bazılarının serbest bırakılması karşısında aynı coşkuyu ve eğlenceli tepkiyi gösteren ahmak bir güruhun haklılığını okudum.
♡Kitapta ilerlerken Doktor Manette'nin Lucie bir köşe başında beklerse Darnay onu orada görebileceğini ama kendisinin onu göremeyeceğini, görse bile bunu belli etmemesi gerektiğini söylüyor. Lucie, kendisi görmezse bile o köşe başında bekleyeceğini ve kocası onu görsün ya da göremesin hiç sorun olmayacağını söylemesi çok kötüydü... İşte Lucie, kocası için kışın karında boranında, baharın ısıran rüzgârında, yazın kavurucu sıcağında, sonbaharın yağmuru demeden o köşe başında iki saat boyunca beklemesi ve Darnay'ın sadece Lucie'yi birkaç defa görmesi o kadar içime dokundu ki...
♡Ben bu kitapta asıl aşkı, Sydney Corton'un Luice karşı duyduğu güzel sevgiden, Lucie'nin de Darnay'a karşı duyduğu sevgide öyle güzel hissettim ki Allah'ım bu ne güzel sevgi bu ne güzel bir aşk dedim. Kalbimi bu ikisinde unuttum...
♡Kitabın bir bölümünde kana susamış bir halkın vahşiliğini gözler önün sermektedir. Ölmüş olan birinin canını tekrar almak için giyotine yollamak nasıl bir psikoloji gerçekten merak ediyorum.
♡Darnay'ın mahkeme salonunda etrafına göz gezdirirken aslında oranın hiçte mahkeme salonuna benzemediğini o kadar güzel betimlemiş ki oraya bayıldım. Ya mahkeme salonunda "Örgü Örmek, Yemek Yemek" nasıl bir açıklaması vardır çok merak ediyorum. Darnay'ın deyimiyle "Baş ayak olmuş, ayaklar baş olmuş." İşte bu cümle bu kitabin en iyi özetlerindendi.
♡Bir zamanlar alkış tuttuğum Fransız İhtilali hakkında bilgilerimi ve araştırmalarımı geniş çaplı bir şekilde masaya yatırıp incelemem gerektiğini fark ettim. Ve bunu tüm içtenliğimle söylüyorum ki; yazıklar olsun ki haklıyım diyen insanın haksızlık karşında konuşmayan diline, acımayan yüreğine...
♡Darnay'ın serbest kalmasının üzerinden bir gün geçmesinin ardında tekrar tutuklanıp götürülmesi bir aile açısından gerçekten çok kötü. Hatta yakalamadan önce Lucie'nin her seste irkilip titremeye başlaması o dönemin, insanlar üzerinde bıraktığı etki apaçık ortada.
♡Kitapta Lucie için fedakarlığın alasını görüyorum. Ben böyle bu kadar sevilen bir karartır görmedim. Ama bu karakter bu sevginin her zerresini hak ediyor.
♡Kitapta anlatılacak, konuşulacak o kadar çok konu var ki bunu siz okuyan arkadaşlarım bilir(Okumayan arkadaşlarımda okuyunca öğrenirler). Son sözlerime gelecek olursam kitap dönemin şartlarını gayet başarılı bir şekilde kaleme almıştır. Resmen yazar "kalem verin elime yok oluşun ve var oluşun resmini çizeyim" demiş kitabında ve bunu gayet iyi bir biçimde başarmıştır. "Sevmek" kavramını o kadar ince ve anlamlı bir şekilde işlemiş ki hangi karaktere sarılacağınızı şaşırıyorsunuz. Kısacası kitabı okumayan arkadaşlarıma tavsiyemdir...
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens