·300 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Ağustos 2020 13:39 Mary Shelley’in yazdığı Frankenstein ya da Modern Prometheus. Evet, pek bilinmiyor ama eserin tam adı böyle. Öncelikle biraz yazardan bahsedeyim, sonra pek duyulmamış alt başlığının hikayesiyle birlikte romandan.
Mary Shelley, dönemin ünlü aykırı filozoflarından William Godwin ile kadın haklarının ilk savunucusu, Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi eserinin yazarı Mary Wollstonecraft’in kızı olarak dünyaya gelir. Genç yaştan itibaren yazan, Avrupa’yı dolaşan ve dönemine göre uçlarda bir hayat yaşayan Shelley 19. yüzyıl başlarındaki Romantizm akımının etkisindeki şairlerle yakın ilişki içindedir. Ünlü Romantik dönem şairi Percy Bysshe Shelley ile birtakım sansasyonel olaylar sonucu evlenirler. Eserinde de doğa ile insan ruhunun ilişkisi kapsamında Romantizm’in yoğun etkileri görülmektedir. Erken gotik kategorisinde görülen eser aslında ilk Romantik romanlardan biridir aynı zamanda.
Gelelim Shelley’in eserine alt başlık olarak neden Modern Prometheus ifadesini seçmiş olabileceğine: Bilindiği gibi Prometheus, Yunan mitolojisinde Titanlar’ın en zekisi olarak tanınır ve ateşi Olimposlu Tanrılar’dan çalıp insanlara hediye etmesiyle ünlüdür. Ateşin tüm faydalarını sadece kendilerine saklamayı (ve aslında insanları kendilerine bu yolla bağlı tutmayı) planlayan Tanrılar’ı bu hadsiz hareketiyle çok kızdıran Prometheus korkunç bir cezaya çarptırılır. Onu bir kayaya zincirlerler ve her sabah bir kartalın gelip karaciğerini yemesine izin verirler. Aksi gibi gece sabaha kadar büyüyen karaciğer, her sabah kartal için lezzetli bir kahvaltıya dönüşerek kendi kendini sürekli tekrarlayan bu cezaya davetiye çıkarmıştır. Ölümsüz olan Prometheus ölemez, ama böyle sürünür ve çilesi bitmez. Peki Frankenstein romanıyla nasıl bir bağlantı kurmuştur yazar? İpuçlarına bakalım: Popüler kültürün ve (bir kısmı tamamen yersiz) sinema uyarlamasının etkisiyle çoğu kişi tarafından canavarın ismi olarak bilinen Frankenstein aslında kendini bilime adamış ve mutlaka bir aydınlanma (1. ipucu) sağlamayı amaç edinmiş bir doktordur. Tam adıyla Dr. Victor Frankenstein küçük yaşta elektriğin yani ışığın (2. ipucu) gücünden etkilenerek kendi ilgi alanındaki bilginin ve gücün peşine düşer. Tıpkı Prometheus gibi Victor da kendi yapabileceklerinin sınırlarını zorlayarak aydınlanmayı sağlamak uğruna ağır bir cezayla (3. ipucu) karşı karşıya kalır çünkü bu uğurda bir canavar yaratmıştır ve hiç bitmeyen (4. ipucu) bir vicdan azabı ve tiksinti hissine mahkum olur. İşin insan yaratımı kısmında da Prometheus ile yine ortak bir noktayı paylaşır Victor çünkü Prometheus da Olimposlu otorite figürlerinin rızasına aykırı davranarak çamurdan insan figürleri yaparak (vee 5. ipucu) yaratıcı rolüne soyunur.
Mary Shelley’in hikayenin arka planını oluşturan fikirlerini böyle özetledikten sonra korku filmi endüstrisine kurban gitmiş bu şahane klasiğin neden önemli olduğunu söyleyip lafı bağlamak isterim (eh nihayet): Yazar, bizim günümüzde okumalara doyamadığımız ötekinin hikayesini fantastik bir unsuru da katarak insan yaratısı bir canavar üzerinden o kadar insanî bir şekilde anlatmış ki hayranlık uyandırıcı bir roman çıkmış ortaya. Canavarın haliyle bütün fiziksel farklılıklarına rağmen insanlara özenip sevilme, kabul görme, bir aileye sahip olma gibi istekler duyan birisine dönüşüp bunlara erişemeyince de iyilik potansiyelini terk edip nasıl kötülüğüne yöneldiğini okuyoruz. Hem de muazzam bir anlatım gücüyle birleşmiş bir roman tekniği ile. Kesinlikle tavsiye ediyorum; mutlaka okuyun.