Şimdi senin yorumuna geleceksem güzel kardeşim🙂https://1000kitap.com/Berfin_Ari. Senin yorumuna detaylı cevap verecem ki önceki tartışma konularımızda da bir daha gündeme gelmesin :) Ayrıca akıllarında soru işareti olan şahıslara da belki bi nevi sorularını gidermiş oluruz.
İslâm'ın kadını tam da hakettiği yere konumlandırmadığını iddia etmek hâşâ Allâh'a ve indirdiği dine noksanlık atfetmek olur ki bu da akıl kârı değildir. Aklı ve düşünme yetisine bizzat kendisinin bize bahşettiği bir yüce varlıktan bahsediyoruz, fakat ondan akıllı olduğumuzu iddia ediyoruz! Erkek ve kadının fıtrat gereği eşit yaratılmamıştır. Aralarında adaletle hükmedilmiştir. Eşitlik, Allâh katındaki değerlerinde mevzu bahistir. Nitekim ayette(iyi hatırlamıyorum hadis de olabilir) de geçtiği üzere, "üstünlük ancak takvadadır."
Cariyelik o dönem tüm toplumlarda zaten varolan bir durum. Buna rağmen İslâm beraberinde cariyeliği kaldırmamakla beraber Efendimiz aracılığıyla buna teşvik eden çeşitli sebepler inşa edilmiştir. Misâl Beled Sûresi 11-13. ayetlerde Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor; "

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ وَمَا أَدْرَاكَ مَاالْعَقَبَةُ فَكُّ رَقَبَةٍ. "Fakat o sarp yokuşu göğüsleyemedi. Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O köle âzat etmektir.
Âyet-i kerîmede geçen "akabe" kelimesi, engin bir vadiden yüksek bir dağa doğru çıkan sarp yokuş anlamına gelir. Hayır yapmak, özellikle bir insanın canını kurtarmak ve her türlü hürriyetten mahrum olan bir köleyi hürriyetine kavuşturmak hiç de kolay bir iş değildir. Onun için bu büyük hayrı başarmak, sarp bir yokuşu göğüsleyip onu aşmaya benzetilmiştir.
İslâm'ın en yüce gayelerinden biri, bütün insanları kula kul olmaktan kurtarıp Allâh'a kul olmak şerefine yükseltmektir. Bu sebeple İslâm bir takım cezaların ve suçların keffâreti olarak köle âzat etmeyi şart koşmuştur.

Yine Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim müslüman bir köleyi âzat ederse, Allah Teâlâ onun her uzvuna karşılık âzat edenin bir uzvunu cehennem ateşinden kurtarır. Hatta üreme uzvuna karşılık üreme uzvunu da ateşten âzat eder."

Savaşa giren müşrikler çocuk ve eşlerini savaşa karşı tarafa her ne olursa olsun savaşta geri çekilmeyecekleri mesajı vermek için getirirlerdi. Geri çekildiklerinde de onları almayı düşünmezlerdi çünkü geri çekilme sırasında onlara yük olurlardı .Geride kalan her şey ya esirdir yada ganimettir. Esir alınan kadınlar istekleri doğrultusunda cariye olarak alınabiliyordu. Bu da Kur'an'la sabit kılınmıştır.

Huri meselesine gelecek olursak eşler cennete birlikte girdiklerinde birbirleriyle tekrar eş olarak dirilebilirler. Bu da iki eşin de hak yolda güzel şeyler yapmasıyla olur. Erkek fıtratı her zaman kadına meyillidir. Kadınların fıtratı buna nazaran daha az meyillidir. Bu yüzdendir ki bir erkeğin mükafatı hurilerdir. Bu demek olmuyor ki kadinlar cennette eşsiz kalacaktır. Aksine kadın dilerse dünyadaki eşi ile cenette de beraber olabilir.
Biz Rabbimiz katında hiç bir hakka sahip değiliz. Hiç bir şey bize ait değildir. Her şey Rabbimiz tarafından bize bahşedilmiş . Rabbimiz bizim üstümüzde hakka sahiptir ama asla bizim Rabbimizin üstünde bı hakkimiz yok. Böyle bir fiyatta yaratıldık çünkü Rabbimiz bizi böyle yaratmak istedi. Eğer isteseydi bizi bambaşka canlılar olarak da yaratabilirdi ama bizi irade sahibi akılla sorgulanan bir varlık yaptı. O istedi ve yaptı. Bu kadar. Ayrıca burda "din dogmatiktir" düşüncesi ortaya çıkabilir. Din dogmadır tezine karşıyım. Hristiyanlık, Yahudilik belki ama Islam dogma değildir. Dogma sorgulanamamazlık. Her şeyi olduğu gibi kabullenme anlamı taşıyor. Ama Islam sorgulanamamaktan ziyade bir yerden sonra işin hikmetini Allâh'a bırakma, aklın o hükmü anlamada yetersiz kalmasından dolayı bir durumu söz konusu...
Allah'ın yarattığı her şeyde var ettiği her kanunda bir sır saklıdır. Ve bu sır Allah katında bilinir. Biz her ne kadar akli meleklere sahip varlıklar olsak da her seyi kavrayamayiz. ki imtihanın sırrı da burada ortaya çıkıyor. Ya rabbim ben kavrayabildiğim kanunlara boyun eğiyor buna iman ediyorum ama aklı melekelerimin yetmediği kanunlara da boyun eğip iman ediyorum çünkü sen bilirsin ben bilemem.

Ve ayriyetten erkeği ve kadını yorumlamadan önce iyi bir fıtrat bilgisine sahip olunmalı. Kadın erkek gibi güçlü bir varlık olsa annelik şerefine nail olamaz ve cennet ayakları altına serilemezdi. Kadın bu yüce mertebeye mazhar oluyorsa şayet tüm zayıflığına rağmen doğum gibi olağanüstü bir durumun başrol oyuncusu olması, ve gelecek nesilleri egiten, daha geniş tabiriyle insanlığı eğiten bir konumda olmasından ötürüdür bu. Şimdiki genel toplumumuzda yaygın olan kadın cinayetleri, kadınlara tecavüz olayları hakkında da bir yorumda bulunacaksam;
Kadın ve erkek yerini ve haddini bildiği ölçüde yaşanmayacak bu tür olaylar. Iki cins de yerini ve haddini bilmediği için yaşanıyor bugün bu olaylar. Hem bu olayların giderek artması, olaylara sığ bir yaklaşımın sonucu.. Sonuç odaklı bir düşünce yapısından kurtulmadığınız sürece şiddetin önlenmesi imkânsız. Emsalsiz İslâm hukukundaki ölçütlerden biri suçların sonuçlarının yanı sıra sebeplerine de inilmesi ve suça sebep teşkil eden hususlarin ortadan kaldırılmaya çalışılması! Yaşanan cürümlere sebep olarak erkeklerin güçlü oluşunu iddia etmek kadar abes bir şey olamaz. Erkek her dönem güçlüydü. İslam'ın güçlü ve devlet otoritesine hâkim olduğu dönemlere bakmanızı rica ediyorum. Kadına şiddet, tecavüz olayları ne durumda idi??(Önceki yazımda kısmen değinmiştim) İslâm, öncelikle kadına şiddeti yasaklamış, kadınla da sınırlı kalmayıp çocuğa, hayvana, bitkiye, faydalı olan her şeye korumacı kanunlar vesilesiyle engellemeye çalışmış ve en ağır ve caydırıcı cezaları sebebiyle bunu başarmıştır da. Niye çünkü insanı yaratan Allâh Teâlâ ve Subhanehu , kullarını kullarından iyi tanıyor, ona göre de huzurlu ve güvenilir bir toplum için insanoğlunun düşünmeye aklının yetmeyeceği, tabiri caizse gerekli her türlü ekipmanı sağlıyor. Onca ayet ve hadislere, çeşitli ve ağır cezalara rağmen hâlâ şiddet uygulamaya gözü kesen olursa zaten yapıp yapacağına bin pişman edilir; bu durumda malum şahsın bu hâlini gören başkaları için caydırıcı olmuş oluyor. Yani her açıdan Islam hukuku, eksiksiz ve de noksansiz Kadir-i Mutlak'ın bir eseri ve ilâhî yasalar olması hasebiyle yine Allâh Teâlâ gibi kusursuz bir hukuk sistemidir. Ve eğer bahsini ettiğimiz suçların önlenmesi isteniyorsa önce zihinlerimizi ve kalplerimizi İslâm'a döndürmeli, akabinde de İslâm hukuk sistemiyle de toplumun huzurunu taçlandırmalı..

Umarım yararlı olmuştur...Selametle, sağlıcakla kalınız...🌼🌹