Puan vermedi·264 syf.····Okunma: 05 Eylül 2020 22:31 Felsefe sever misiniz? Umarım seviyorsunuzdur. Zira ben bir süre felsefe okumayı düşünmüyorum. Bu kitabı okudum, bıraktım, tekrar elime aldım, tekrar bıraktım. Kimi zaman ne diyor bu Sartre dedim, kimi zaman satır aralarında yolumu kaybettim. Çoğu zaman da Roquentin’de kendimi gördüm. Nasıl anlatılabilir bilmiyorum ama tam olarak kitaptaki bulantıyı ben de yaşadım.
Bulantı, dili etkili ve ağır; sürükleyici ama insanı oldukça yoran bir kitap. Ben okumak için özellikle vaktimin bol, kafamın boş olduğu bir zamanı seçtim. Ama yine de oldukça zorlandım. Bunun temel nedeninin de kitabın yazınsal özelliklerinin dışında, yazarın kahramanın sıkıntısını okura birebir aktararak okuyanı da bir nevi bunaltının içine çekmesi olduğunu düşünüyorum.
Kitapta sürekli bir sorgulama ve sıkıntı içinde olan baş kahraman Antoine Roquentin, bulantı adını verdiği ani durum değişiklikleri yaşıyor ve bu giderek sıklaşıyor. Yazarın bir metafor olarak kullandığı ‘Bulantı’ terimi, aslında varoluş sıkıntısıdır. Amacı olmayan saçma bir dünyada yaşamak, aynı şekilde saçma ve ağırdır. İnsan da yaşamın bu dayanılmaz ağırlığını taşımak zorundadır.
Kitabı; psikolojik, felsevi ve siyasi yönlerden ele almak mümkün. Roquentin’in ailesi ve arkadaşları yoktur. İnsanlarla iletişim kurmaktan ziyade onları gözlemlemeyi tercih eder. Aynı zamanda aykırı bir tip olduğu için toplumdan soyutlanmıştır. Bu açıdan fazlasıyla psikolojik öğeler barındırıyor. Sarte, burjuvaziyi satır aralarında üstü kapalı olarak eleştiriyor. Bu açıdan siyasal taşlamalar da var denilebilir.
Bulantı, bence kesinlikle temel bir felsefi birikim gerektiren ve okurken üzerine uzunca düşünülmesi gereken bir eser. Uzun bir süre sonra bir kitap beni bu kadar yordu, anlamakta ve anlatmakta zorlandım diyebilirim. Yine de bir şekilde elimden düşmedi ve 260 sayfalık kitapta nerdeyse altını çizmedik sayfa bırakmadım. Son olarak da, okumaya başlamadan önce psikolojinizin bir miktar bozulmasını göze alın derim...