Puan vermedi·183 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Eylül 2020 13:23 Kitabı okuyup ta bir Zeze olamayan yoktur sanıyorum.
Yalnız değildir herhalde Zeze, ne ağlarken, ne dayak yerken, ne de canı yanarken
Kitap Zeze adında 5 yaşında bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Hayatta bir çok şeyi kendi başına öğrenen, herkesin geleceği parlak olarak baktığı bir çocuk. Bu durumun ailesi pek farkında değil tabii. Yaptığı her yaramazlığın sonunda dayak yiyen ve artık buna alışmış, bunu hakettiğini düşünen bir çocuk. Yaptığı yaramazlıklara içindeki şeytanın sebep olduğunu düşünen ve aslında iyi biri olmak (yaramazlık yapmamak) için çabalayan, babasının işsizliğini dert edinen, ve arada bunun için ayakkabı boyayan, bir çocuk.
Aslında Zeze çocukluğunu yitirmiş, daha 6 yaşında büyüyen, diğer çocuklar gibi hayalleri olmayan, tek istediği dayak yememek olan bir çocuk.
Ablaları tarafından keşke hiç doğmamış olması dilenen bir çocuk.
Sadece portakal ağacıyla konuşup onunla dertleşir . Bu durum ailesi tarafından delilik olarak nitelendirilir tabii.
Bir gün yine çok dayak yediğinde artık kendini öldürmek ister fakat o gün hayata bakış açısı değiştiren ona şefkati, sevgiyi öğreten, aslında ilk gördüğünde ondan nefret eden hatta büyüyünce onu öldürmek istediği biri olan sonradan hayattaki tek dostu haline gelen Portuga babası olur. Artık yaramazlık yapmaz artık küfür söylemez ve diğer çocuklar gibidir artık. Zamanının çoğunu Portuga ile geçirir. Artık Portuga onun hem arkadaşı hem de babasıdır.
Bir gün o okuldayken Portuga bir trafik kazası geçirir ve ölür.
Zeze artık yaşayan bir ölü haline gelir ve ne yemek yer ne konuşur sadece boşluğa bakar.
Ailesi onun için çok endişlenir, üzerine titrer.
Belki de bunun için biraz geç kalmışlardır.
Uzun zaman sonra kendine gelir.
Fakat Portuga'yı unutamaz ve tabi yaşadıklarını da ...