Puan vermedi·238 syf.····Okunma: 07 Eylül 2020 02:33 Uzun zamandır elimin gidip, başladıktan bir süre sonra yarım bıraktığım kitap. Ama bu sefer kendimi zorladım uzun sürse de bitirmeyi başardım. Açıkçası biraz tuhaf bir kitap. İç içe bir sürü kısa hikaye var fakat bu kısa hikayelerin hepsi ana hikayede bütünleşiyor. Tam olarak burada zorlandım aslında. Dilinin de biraz ağır olmasının etkisi var. Yazarın eski İstanbul'u anlatışı resmen bir girdap gibi sizi içine çekiyor. Özetle, kitabın ana karakteri Uzun İhsan Efendi, sürekli uyuyan ve düşlere dalan bir adam. Düşünde gördüğü her şeyi bir kitapta topluyor ve bu kitabın adı Puslu Kıtalar Atlası. Dediğine göre, kendisi dünyanın gerçekleriyle yüzleşmeye korkuyor. Dayısı Arap İhsan hayatını kurtardığını söylediği bir kitapla yeğenini ziyarete geliyor. Kitap tercüme edildikten sonra Uzun İhsan Efendi kitabı dayısına vermeden önce okuyor. Kitabın ana fikri de burada ortaya çıkıyor bir nevi. Bahsi geçen kitap Rendekar adlı bir yazara ait "Zagor Üstüne Öttürme" isimli kitap. (Rene Descartes Yöntem Üzerine Konuşmalar). Kitabı okuduktan sonra varlık-yokluk, düş ve gerçek kavramları üzerine kafa yormaya başlıyor. Bu kitap onu var olan her şeyden hatta kendi varlığından bile şüpheye düşürüyor. Bu nedenle içtiği şurubun etkisiyle uykuya dalıp gördüğü rüyaların mı yoksa kendisinin mi gerçek olduğu konusumda büyük bir ikilem yaşamaya başlıyor. Uzun İhsan Efendi oğluna "Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun bin bir halinden korkma." der. Bunun üzerine oğlu Bünyamin babasının kaleme aldığı Puslu Kıtalar Atlası rehberliğinde gerçek mi düş mü ayırt edemediği maceralar yaşamaya başlıyor. Gizem, entrika ve bol bol macera içeren bu kitap okuduğunuzda varlığınızı sorgulamanıza sebep olacak.