·328 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Eylül 2020 20:38 Bu kitap hakkında bir şeyler yazmasaydım yüreğim beni rahat bırakmayacaktı.
Zambaklardan bahsetmek istiyorum öncelikle, asil ve zarif o çiçeklerden. Birkaç zambağın yanından geçerken duyduğunuz o hoş kokuları yüzünüzde bir tebessüm bırakırlar. Sıkmaya kıyamadığım bir parfümümün kokusudur aynı zamanda. Zambak benim için olduğu kadar insanlık tarihinde de önemli bir yere sahip. Bunlardan biraz bahsetmek gerekirse, Yunan Mitolojisinde zambağın Hera’nın sütünden filizlendiği düşünülür bu yüzden dişiliği sembolize eder. Asaleti temsil eder ve de Fransız Kraliyet sembolü bir zambaktır “fleur de lis”. Beyaz zambak ise erdemi temsil eder ve de iffeti, tıpkı Henriette gibi.
Ve sonra vadilerden bahsetmek istiyorum. Bir vadi göz kamaştırıcı birçok çiçekle bezenebilir ancak beyaz bir zambak kendini onlardan ayırmayı bilir, sadece bir zambak olarak. “Kadın kadındır, çiçek anandır!” sloganı her ne kadar sevdiğim etkileyici bir slogan olsa da çiçeklerle anılmayı seviyorum (mesela bir nilüfer ile). Nitekim romanın başkarakterlerinden Henriette de öyle, hatta bir zambağa benzemek için sevdiğinin, Felix’in, gözünde bembeyaz giyinen bir kadındır kendisi.
Romanımız 19. yy Fransa’sının savaş sonrası bir döneminde geçiyor. Asaletin, zarafetin ve de erdemin hüküm sürdüğü bir toplumda… Duruşunuz ve düşüncelerinizle varolabildiğiniz bir zaman diliminde en önemli şey kelimelerinizdir ve bu kitapta kelimelerin ruhla olan dansına eşlik edeceksiniz
Fransa’nın yakın dönem geçmişindeki toplum hayatını ve bakış açısını gözlemlemek için iyi bir roman. Aristokraside bir yere gelmek için verilen emekler ve yapılması gereken fedakarlıkları, ayrıca üst mevkilerde düşünme şeklini başkarakterlerden Felix ile çok net anlatan bir eser. Mösyö de Vandenesse’e bunu Henriette’nin öğütleri ve yüksek yerlerdeki ailesine borçludur. Vadideki Zambak; çocukken hissedilen kötü duyguların bir ömrü nasıl etkisi altına aldığını, ebeveynlerin çocukların kaderini yazdığını, aşkın sadece birlikte olmak değil acıları da paylaşmak olduğunu, sevilen insanların yapabileceği fedakarlıkları, genç olmanın kusurlarının anlık heyecanlar için değerli şeyleri nasıl yok ettiğini ve kadın ruhunun derinliklerini diyaloglar ve mektuplarla anlatan bir roman.
Ayrıca şunu da yazmak istiyorum birçok yerde bu kitapla ilgili yazılarda “yasak aşk” tamlamasını görüp aklınıza belki “Aşk-ı Memnu” gelecek ve bir beklenti içine gireceksiniz, girmeyin bu öyle bir roman değil. Bambaşka hayatlar yaşamış ama özünde aynı acıları hissedip savrulmuş iki ruhun sohbetleri var içinde. Bir başkasına kendini adadığını bildiği halde ona her şeyini vermeye hazır biri var. Kitaptaki olayları en net ve bir üçüncü göz olarak yazdığı mektupla noktalayan, okurken adını satır başlarında gördüğümde şaşırdığım ama kitabın sonunda kim olduğunu anladığım ve olayları kavrayıp yorumlama şekline hayran kaldığım Matmazel Nathalie var.
Gelelim bu kitap hakkında seçtiğim başlığa. Vadideki Zambak iki mektup arasında geçiyor. Romanı bitirdiğinizde başa dönüp o ilk mektubu tekrar okumalısınız, böylece gözünüzde her şey daha anlamlı olacak.
Artık uzatmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Ne tatkaçıran vermek isterim burada ne de Balzac ile yarışmak sadece içimden gelenleri okuduğunuz için teşekkür edebilirim size, size ve burada adını anmadan geçmek istemediğim bu değerli kitabın çevirmeni Volkan Yalçıntoklu’ya. Zira böyle değerli bir eser ancak böyle güzel çevrilebilirdi.
Siz de inceliklere önem veren, konuşmanın bir sanat olduğunu düşünenlerdenseniz bu kitap size iyi gelecek. Okurken yüreğimin de bana eşlik ettiğini düşündüğüm nadir kitaplardan. Bir gün okumaya karar verip de elinize alırsanız, Vadideki Zambak’ın size de aynı hisleri yaşatmasını dilerim.