Saçmasında vurulduğun mazi namın olur

Denizinde sarıldığın sinsi ahın olur

Fırtınasında savrulduğun serseri zamanın

Toprağında kuruduğun mezarın olur 

Dünya

Sağından fısıldayan bülbül olur da 

Solundan parıldayan ışığın sebebi olur

.

HANGİ YÜZLE...

Ölmek ister bir yüzüm, hüzünvâr karanlık

Toprak mezar geceme, kızıl kor dağılır

Solmak ister sözüm, çiğnenmiş gövdesinden

Kalmayan suretimde pişmanlık sararır


Doğuma sancılanır günüm, gülistanlık

Öbür yüzüm ümitvâr, tan yerinden ağarır 

Konmak ister can tenime, ruh kafesimden

Fersiz gölgem, yüzüm arafında alarır

.

Yakamozunda seyrettiğin güneş hayalin

Ya büyüme ya da yetiş;

Güneşinde kemale erdiğin meyvesin

.

Bir şiir söyle sokak kedisi

Sözlerinden şarkı yapayım

Bak mevsim bahar senfonisi

Gözlerimden çiçek açayım

Patilerinle tut ellerimi

Sonra sen kovala ben kaçayım

ya da

Bir şarkı söyle sokak kedisi

Sözlerini ben yazayım.

Kısma öyle boncuklarını aç

Kapı önlerinde

sütler bekler seni bak

Dinle, pisi pisi diyen bücürü, kaç

Sevinsin, peşinden gelsin badi badi

Çık şu ağacın en yüksek dalına

Sonra düş dört ayağına

Övünsün seninle, işi rast gidenler

Zengin bebeleri yumak yuvarlasın

Sen bırak onu bunu da gel

Yolunu gözler toz toprak çimenler

Bir şarkı söyle sokak kedisi

Çağır çöp kenarından yavrularını

Her mırıltına ritim tutsunlar

Bakayım ben de boncuklarına

Baharımdan çiçek koklasınlar

Boşver halılarda kıvrılıp uyuyanı

Gel çıkalım sokaklara

Çağıralım çocukları

Evlerinden süt getirsinler

Bir şarkı söyleriz hep beraber

Akşam ezanı okunana kadar

Anneleri çağırınca

pıflayışlarını seyrederiz

Onlar gidince paydos eder,

Bulduğumuz yere seriliriz

.

ÖYLE ŞARKILAR VARDIR

Anlamını bilmediğin şarkılar vardır

Birileri kadar yabancı

Birileri kadar tanıdık gelen ...

Birilerini kendinle karıştırdıkların vardır.

Gitarla davulun kavgasını ayıran piyano

Birilerinin çığlığıyla yeniden kızışan sesler

Seni de nefeslerine çekmek isterler

Burunlarından üfürmek dumanını

Ağırlığıyla ezmek isteyen yavaşlığını ...

Birileri kadar vurgulu susarlar

Susar ve izlerler yaralananları.

Anlamını umursamadığın şarkılar vardır

Birileri kadar olmazsa olmayanlar

Birileri kadar olmamakta direnen...

Birilerini yok eden acımasızlar

Birilerini hayata döndüresiye iğneleyen ...

Gökyüzüne uçurup karanlığa sokan başını

Çıkarıp yeniden bataklığa batıran ayağını...

İşkenceyi Fizan’dan getiren şarkılar

Hemşireyi rüyalardan tutan illegal.

Birileri vardır her tınıda seni dinler

Minneti duyurur kulaklarına hakareti...

Hakirliğini anlatır benliğine

Fakirliğini siler kendi çöplüğünde

Kral eder, kölenin emrine verir seni

Kâh soytarısı olursun kâh akıl hocası

Hasılı, Şarkılar vardır;

ses yok, gürültü gırla azizim!

.

Noktalı yerleri sen tamamla!

Hep aynı terane şiirler,

Şairin kustuğu işte!

Hayat başka mı sanki,

Yaşayıp öldüğün keşke!

Aradaki yedi farkı bulan, yazar!

Acı...

Demir acısı.

Ağır...

Geçmeyen baş ağrısı

Mide bulantısı düşünceler!

Kara...

Gece karası sıradan!

Yürek karası acımasızlar!

Eksiltili cümleler

Anlaşılmazlarsa yorarlar!

Sır...

İçinde kalmışları insanın.

Kelimelerin arkasında saklanır.

Sobeleyen ebe!

Baştan say çocuk!

Elma dersen çıksınlar

Armut dersen...

Elma demeyesin e mi,

Bırak, içimde kalsınlar...

.

Bu gece dokunmayın!

Yazasım var bu gece kuralsızca

Şiir gibi derin ya da mani kadar saçma

Anlamsızım bugün anlayamadım

Ağlasam gülesim,

Gülsem ağlayasım geliyor.

İfadesizim bu gece

Gözlerim ne çekiliyor gülerken

Ne de şişiyor ağlarken.

Yazdıklarımı silesim gelir belki ansızın

Sonra tekrar yazmak ister, vazgeçerim.

Aşasım var bu gece tüm engelleri

Engebeli dağlara çıkasım var

Engin deryalarda yüzesim...

Tüm ağıtları kahkahamla boğasım...

Doğasım var yeniden

Her şeyi sil baştan...

hayır öldüresim...

Gömesim gelir nedensiz

yaşama sevinci denen şeyi.

Anlayasım gelir anasız bebeği

Sırtıma alıp taşıyasım gelir

O rüyadan bu rüyaya!

Sallayasım gelir ağladıkça

Ona eşlik edesim...

Yazasım var bu gece umarsızca

Su gibi aziz olasım var

Toprak kadar...

Ölmek mi yine ?

Daha demin doğacaktım ya ben!

Gülsem mi ağlasam mı bir bilsem!

Gece kara, sabah ak öyle mi?

Sabaha yetim doğan çocuk

Gülsün öyle mi?

Özlemesin toprağın kaçırdığı anasını,

Telli duvaklı kefeninde gelin ya,

Günler aydın ya gülsün,

Karanlığın ayazında hislenip ağlasın

Sessizce üşüsün, gizlice...

Gizlice ölsün öyle mi?

.

Ve gülememişsin...

Sen karanlıkta yıldız ararken 

Bakmışsın ki 

Zaman ağarmış!

Bilememişsin 

Hesabı ağırmış 

Kendi açtığın yaralarını 

Yine kendin sararken 

Ağrıdığın zamanın...

Gaflete terketmekle

Nefsine zulmederken ;

Kalbinde kayan yıldızları 

Günahın karasında aramış,

Bulamamışsın.

.

Uyduruk Mezar !

Bu garip...

Geçmiş hafızamdan silinmiş gibi.

Geleceği kendim korkutup kaçırmışım gibi.

Şu an kendime anlam veremiyorum.

Sanki gözlüğüm karanlığa bulanmış da

Gözlerimi kör olduğuma inandırmışım gibi.

Neden ki ? Belki...

Toprağından çıkarılıp

maziye gömülmüş, ümîdin cenazesi

Kokuşmasın diye tütsü yakılıp

Yalanla dondurulmuş çaputlara sarılmış.

Sanki...

Aynada gördüğüm mezarlığa

Düşlerimi kaçırmışım da

Kandırıyorum çocuk kalbimi

Ölüm cennet demekmiş gibi!

.

IHTIYACIN OLDUĞUNDA...

"Hiç olmaman gereken bir yerdesin"

Nasıl bir kafes bu

Nasıl böylesine daraltır nefesi ?!

Neredesiniz

diye sorası geliyor insanın

"Ne zaman ihtiyacın olursa..." masallarına

Kaçsa kaçamıyor, kalsa orada...

Neden gelesi gelmiyor

bir Allah kulunun?!

Elini ayağını bağlamış, etrafını sarmışlar

Bir başına bir yamyam tenceresindesin.


Nasıl bir ateş bu

Nasıl da pişiriyor buz gibi esen rüzgarı

Hâr ı söndürmesin diye,

Hani, çiğ kalmayasın diye

Duyduğu her ayak sesine

"Sen misin" diye

umutlanası geliyor insanın.

Korku kapatmış gözlerini

titrerken kirpikleri

Baksa bakamıyor gelene

Gelmeyeni hoş görse, gönlü kırgın...

Neden bir el veresi gelmiyor kimsenin ?!

İş kıymete binince

"Hiç kimsesin" herkesin gözünde düşünsene ! hiç...



Birkaç kimsenin

gönlü yumuşasa diyorsun

Biraz su serpse diğerleri fark etmeden...

O acıyla ateşe diye

gözünden yaş süzülse bile faydasız,

Ağıdın tencereye dökülüyor,

tuzuyla tat katıyor yahnine !

Etin kemiğinden ayrılıyor

sen kendinden... de

Kimin umurunda?!

Geçiyorsun candan anlasana

Pişiyorsun korkundan

Boş veriyorsun kim gelmiş

kim gelmemiş yardıma



Kimsesizsin o an...

Yitip gidiyorsun kimliksiz...

Kimdin yaşarken,

kimdin ölürken

Hiç "Kimseye"...

gereksiz...

.

ILKOKULDA ÖĞLENCIYKEN...

Bomboş gökyüzü 

Hiç kuş yok, yıldızlar var.


Evler uzakta.

arabalar garajında olsa gerek,

Insanlar misafirlikte!


Sokak lambaları loş.

Mavi önlüğümün rengi 

Mora çalıyor sanki.


Gelirken yollarda 

bir tanecik kedi bile yoktu.

Sokak köpekleri de uyudu belki.


Rüzgâr uğuldamıyor,

Ses yapmasın diye 

Ay dede ona kızmış olmalı.


Annemin deyişiyle;

Çantam deve yükü gibi!

O kadar kitabı ne demeye...


Neyse ki yemeğimi yedim,

Büyüdüm,güçlüyüm...

Sahi annem 

ne pişirecekti bugün?


Eve varmama az kaldı.

Yağmur yerlere göl durdurmuş!

Gider gitmez 

Ayağımı sobaya dayayıp 

Çoraplarımı kurutayım.

Evde yapıştırıcı var mıydı?

Görüyor musun, yine açılmış!

.

Salla beni rüzgâr!

Hareketsiz kalbim.

Dök yapraklarımı 

sarardı benzim. 

Dolunay!

Parlat bakışını 

gölgemi okşarken.

Çalkalan deniz!

Hışıltınla ninnimsin.

Kapan gözlerim!

Ben yaşını silerken.

İpimi tutan ince dal!

Kırılma, düşersem 

incinirim.

Ey karanlık, saklan!

Bulursam seni 

kendime küserim.

.

Şu klozet...

Sifona dokununca

üzerine yüklenen tüm elemleri

sinesine çekebiliyor.

Hem de kime ait olduğuna bakmadan...

Usanmadan hep aynı iş!

Dinliyor her geleni.

Derdini anlatan içini boşaltıp

rahatlıyor ve gidiyor.

Ne bir teşekkür ne minnet!

O beklemiyor.

Şu klozet diyorum

tanıdığım bir çocuğa çok benziyor.

Onun da kimseye,

sinesine çektiği elemlerin biriktiği

lağım çukurlarından

Bahsettiğini  göremezsiniz.

Kendisi bile bilmez fakat ben bilirim.

Öylesine çürük kokan

öylesine mide bulandıran

Lağım çukurlarıdır ki bunlar

Gençlik gibi, ömür gibi, ölüm gibi

Bir çocuğa yakışmayacak kadar iğreti...

.

Şu dal, barışın simgesiydi güya. Mutluluğu çağrıştırırdı.

Vefasız bir yaprak tarafından terkedileceği kimin aklına gelirdi?

Oysa dal “ gitme” demişti yârine. “ölürsün, yanarım…”



Uçurtması güneşe kaçan bir çocuk vardı.

Gözyaşları içinde uçurtmasını tutsun diye yalvarmıştı dala.

Dal o sırada kendini yaprağının cilvesine kaptırmış;

Hoş kokulu çiçeklerin, sevimli meyvelerin hayâlini kuruyordu.

Yapraksa rüzgârın, iki âşığın sigarasından çalıp getirdiği

tutkunun büyüsüyle raks ediyordu. Yanağında kızaran

nazlı edalar gizli sevdası rüzgâraydı aslında.

Dal, kendini öyle salmıştı ki hayallerine ne yaprağın

nifak girmiş yüreğini ne de çocuğun hıçkırıklarını duyuyordu.



Rüzgâr zalim ve sinsiydi. Uçurtmayı güneşe üfürmüş,

çocuğun umutlarını söndürmüştü. simdi de yaprağın

gönlünü çeliyordu. Dala acı çektirmek istiyordu. Sırf o,

tüm gücüyle esmesine rağmen kırılmadı diye. Sözü vardı rüzgârlığına. Dalı en derinden; yüreğinden kırmalıydı.

Bir sinüzit gibi başını ağrıtan zihnini tıkayan bu

gurur meselesini çözmeliydi. Beklemeye tahammülsüz,

koştu yaprağa:

_ “gel kaçalım. uçalım uzaklara!” çılgınca bir özlemle:

_ “ es öyleyse”diye fısıldadı yaprak.



Dalın feryatlarına karıştı rüzgârın kahkahası.

Cız edivermisti yârin ayrıldığı yer.

_”ah” diye inledi dal. “Gitme yârim. Ölürsün, yanarım.”

Yaprak, rüzgârın kollarında bir o yana bir bu yana savruluyordu.

Bir cenazenin külleri gibi. Çoktan anlamıştı uçamayacağını.

Bir uçurtmaya özenmemeliydi. Bir uçarı rüzgâra aldanmamalıydı.

Öyle sadık bir yâri aldatmamalıydı.



Toprak… ölmüştü yaprak. Kurumuştu dal.

Ta yüreğinden kırılıp düşmüştü vefasız yârin mezarı üstüne.



Birkaç adım ötede, sigarasından dumanı çalınan iki âşık,

Ateş başında birbirine sarılmış şiirler okuyordu. Neden sonra

ateş titremeye başladı. Yakacak bir şeyler bulmak gerekiyordu.



Belli ki hissetmişti gönül;

Ölmüştü yaprak ve yanmıştı dal.

Son…

.

Anladım, dünya boş ve değersiz

İnsan bir hamal sırtı eğersiz

Didinir durur bitmez çırpınması

Nihayetsiz sanır bu hayatı

Bilmez, o bir kuyudur ki dipsiz…

Yutuverirse seni kalıverirsin kimsesiz

Ne bir mal ne de itibar kalır, 

Yok; kifayetsiz!

.

Allah'a emanet ettiğim seni,

Her baktığımda içimde buldum.

Yumdum gözlerimi şimdi

Kendimi de emanet ettim... 

Ölmedim korkmayasın

Güleryüzlüyüm hala 

umursamaz takılıyorum.

Yaşıyor muyum diye de sorma 

Onu ben de bilmiyorum.

Bildiğim tek bir şey var:

Rabbime hasretliğiyle 

Güç bela ayakta ruhum...

.

İfadesini kaybetmiş suretim 

Bana dert değil

Okuyacak olan gözlerimden okusun 

Adımı deli koydular suskun diye hislerim 

Sıkıntı yok! 

Dinleyen sessizliğimden dinlesin...

Görmüyorsan baktığım manayı, 

Duymuyorsan anlattıklarımı

bari sus da eziyet etme, anlamıyorsun. 

Bir nefeslik ömrüm var zaten 

Bırak beni kendi halime, 

Kar kış etkilemez beni.

Güldürmeye çalışma gülmem!

Ağlatmaya çalışma ağlamam! 

Kızdırmaya çalışma kızmam! 

Sevdirmeye çalışma... 

Bıktırdılar anlıyor musun?

Bilmiyorsun...

İçimde kalıyor hepsi, herşey!

İçimden gülüyorum, içimden ağlıyorum,

İçimden kızıyorum, içimden seviyorum,

İçimden acıyorum 

kendim gibi birini görünce...

İçimden çekiyorum yalnızlığımı 

Baktığım hiçkimse de 

kendimi göremeyince...

.

İnsan sabaha doğar 

İçinde bi yarın kaygısı 

Bir melek kapıyı çalar 

zilin sesi ölüm şarkısı 

Ve doğan güneş batar 

Düşer yarınlar toprağa 

can verir insan solar 

Dökülür yaprakları sonsuza

.

Bütün kelimeler isyan edercesine suskun

Sevgim ölgün, nefretim yorgun

Hissiz gibiyim , gülüşlerim solgun 

Ağlayışlarım sessiz, ümitsiz gibiyim...

Bu bana yakışmaz bilirim

Baksana, zaten bu ben değilim 

Benden içeride bir ben var 

Bazen böyle beni benden çalan... 

Peki ya dışımdaki ben kimim? 

...Sorular var bir yığın 

Cevabını bildiğim ama anlamadığım.

Bu imtihanı bana bir yaşatan var 

Kaybettiğim her sonuçta sığındığım.

.

Bir nefes sonramdan bihaberim Madem 

Daha ne üzülür gam çekerim? 

Bir asır mı yaşarım bir saniye mi Bilmem

Bir bilinmezin içinde ömrederim

.

Diyorum ki bulutlara 

bana da öğretin ağlamayı

Sonra sakinleşip susmayı

Bana da öğretin 

Güneşle dost olmayı

Yağmur sonrası 

gökkuşağı açmayı 

Diyor bulutlar 

dertsiz ağlanmaz 

Tesellisiz susulmaz 

Derde rağmen gülebilene 

Dost olur güneş 

Hem hüzne hem ümide 

Boyanabilende açar gökkuşağı 

Boyanabildiğin kadar renklisin 

Korkuya,sevgiye,mora,pembeye...

.

Ay karardı bakışlarımda lakin güneş doğdu ferine 

Bir yıldız kaydı gecemden lakin Ümit durdu vecdime 

Lakin ey! çare 

Gül sarardı bahçemde lakin hazan yeşerdi gönlümde

.

gözlerimdeki feryadı dinliyorum, dargın...

zorla susturulmuşum.

dudaklarımın sıkılışına bakıyorum, kızgın...

zorla güldürülmüşüm.

Susuyorum, madem öyle istiyorlar...

susunca da kızıyorlar, anlamıyorum.

dayanıyorum, madem üzülüyorlar...

gözyaşlarım darılıyor bu kez isyan ediyorlar...

gülümse diyorlar, sana gülmek yakışıyor!

ağlamayı kim ister ki?

ya ben anlatamıyorum

ya da onlar...

hayır, anlamıyorlar...

.

KARANLIK BU,

ÇİLİNGİR SOFRASI

İçiyorum şehrin ışıklarını sarhoş etmiyor

Dikiyorum güzellikleri kafama kâr etmiyor

Sıkıyorum alnımda yumruğumu

Yumup gözlerimi

Söylediğim türküler feryadımı

Dillendirmiyor.

Ayyaş desinler gönlüme fark etmez

Sarhoş olam zaten ancak unuturum  

Gözlerimden acı şarap akarken

Hüzün niyetine

Kafası güzel desinler

Boşver alışırım.

Gecenin bağrı soğukmuş meğer

Köprü altı sıcak

Karanlığın kucağına bağdaş kurarım

Önümde dertler çilingir sofrası

Bakarım gökyüzüne ara sıra

Belki birkaç yıldız görüp

Umutlanırım.

.

Yarım kalan her adımda yolda kaldığımı hissediyorum... 

Tökezleyip düştüğüm her kaldırıma sarılıp ağlıyorum...

Başımı çarptığım her taşa bulaşan kanımı,

Ne kadar uğraşsamda silemiyorum...

Kalkmak istiyorum ayağa, dimdik! 

Bacaklarım titriyor ayakta duramıyorum...

Neye kızmalıyım şimdi Atamadığım adımlara mı? 

Öfkemi kime vurmalıyım Kaldırım taşlarına mı?

.

Yüreğimden kopan bir çığlık kadar sessiz haykırışlarım.

Gözlerimden yağan sağanak bir yağmur kadar ıslak...

Ellerimden tutan şu rüzgar kadar serin Hayalin 

Ve inad edercesine hislerime tutsak...

Düşlerimden seçilen kabus kadar karanlık mı kaderim? 

Bilemem, susar bir gün belki sayıklayışlarım.

Sevemem isyanı, ümid ederim, lakin

son nefesim gibi yorgun yakarışlarım.

gözyaşımla doldurduğum kadeh !

İçmek için koşacağım sana lakin 

Bir ihtiyar kadar ölgün adımlarım .

Ve ölmüşüm gibi donmuş suretim .

Geçmişim kadar sahte bir hayat bu

Ve ben sarhoş olmak için seçilmedim 

Yaşamak arzusundayım aslında ben 

Lakin gömmek istiyor bilinmezliğin

.

Aynamdan gözlerime yansıyan 

hüzünlü halim! 

Yavaş bağır zira tek kelime duymaya 

yok mecalim!

.

BİLİR MİSİN?

Kömür mü, deniz mi, yosun mu, ela mı yârim gözlerin?

Zehir midir, bal mı bilmem kelam-ı sözlerin?

Yeşili- kırmızıyı sever misin bilmem;

yeşil vuslat, kırmızı aşktır bilir misin?

Hasretlik mi, kara sevda mıdır çektiği gönlümün?

Yağmur mu, gözyaşı mıdır çağladığı gözümün?

Üzerine çakılan; şimşek midir, acı mı göğsümün?

Çıkardığı kıvılcımlar gecemde yıldızdır bilir misin?

Meltem midir, fırtına mı, sevdam nefesin?

Okşar mısın, savurur musun bedenimi?

Hançer misin, ateş mi, ben bilemedim.

Yüreğimi yakar mı, deşer mi sevdan çözemedim…

Zengin mi, Miskin mi, yoksul musun sevdiğim?

Kimsen öyle kal, kalbimdeki bronz taht senin...

Be sevgilim ;

Aşktan kim ölmüşte ben öleyim!

Aşktan ölen şehit değil mi?

Şehitler ölmez bilmez misin?

.

saklamaya calistigim bir ates ki;

kor tutmus icimde...

sondurmeye kiyamadigim bir ask ki;

yanar durur icinde...

sevmeye doyamadigim bir yar ki;

gunes kadar uzak...

soylemeye korktugum bir itiraf ki;

vuslat kalbime yasak!!!

.

adresi bir hayaldi sadece

gonderemedigim mektuplarimin

hanceri mesafelerdi belki de

icimdeki hasret yaralarimin

yaş icirerek doyurdugum gozlerimin

hic kimsesi yoktu belki,kim bilir?

yalnizlikla hukumluydu kalbim

hak muebbet istemistir belkide 

kim bilir?

.

Yetim ufuklara çökünce gecenin hicranı

Sensiz parıldayan yıldızlara kızarım!

Dayarım hasret silahımın namlusunu

Sensiz doğan güneşin alnına, sıkarım!

Azgın bir yalnızlık fırtınası,

Sardı hayatımın dört bir yanını

Sen yoksun ya hayallerimin yaldızı

kilitsiz mapuslarda, Kalbim esir kaldı…

Uzun yaz günleri, uzun kış geceleri…

Hayatım sona ererken sevgili!

Yanımda olmandır tek dileğim…

Uzun kış gecelerinden, uzun yaz günlerine…

Ahir zamana ererken hayatım,

Hasret eker Gönlüme sadece kaderim!

Yoksun yine sevgili! Yanımda…

Bir başıma kalmak zorunda mıyım, Dünyada?

Dikenlerin büyüyüp, etrafı kapladığını izlerim

Sıra halinde uzanırlarken acı veriyorlar…

Uçları zehre bulanmış,

Batmaya kurban arıyorken, 

Ben, Nasıl içlerine girebilirim?


Duyuyor musun yağmurun ayak seslerini

Üzerindeki deniz mavisi kubbecikten

Bir şarkı gibi dinle ki, onlar;

Duyduğu her sözde seni arayan

Hüzne dökülen bir aşkın izleridir…

Gel ki gülsün prensesin hisleri

Gül ki dinsin gözlerinin yaşları

Sönsün kalabalık şehrin ışıkları ve

Efsun gözlerin aydınlatsın karanlıkları

.

HÜZNE TUTSAK

Feryadı yüreğimin ta ezelden 

kanayan yarasına şöyle bir bak

hüzün bulutları çökmüş üzerine 

kan ağlayan gözlerine bak 

gel ilaç ol acılarına tez elden

canhıraş sancılarına bak

hicranını dindir, hadi tut ellerinden…

kara dumanlar sarmış dört bir yanı

rengi solmuş güle şöyle bir bak

hüzzam hastası tüm çiçekler

güneşi tutulmuş umutlarıma bak

dileğimi tutan yıldızlar da yandı

karanlığa tutsak mehtap

afitabını yak!

Geriye tek sen kaldın…

.

Ellerimin saklısısın. 

Titreyip yazamadığı ruhu göklerde sözlerisin. 

Damla damla düşerken yer yüzüne her bir harfi; 

bulutları seyreden gözlerimsin

.

Boğazı düğümlü gözyaşlarım boğulur yürek selimde.. 

sızı görünümlü dertlerim sancılanır sesimde… 

çağırmayı denediğim her türküde yârimsin, 

dinlesen de dinlemesende…

.

Seni görünce Hecesi küle dönerdi söyleyeceklerimin. Gecesi güne sönerdi göklerin. Secdesi güle çökerdi için için ve ahdesi vefaya söylerdi dileklerimi, rabbe yalvarırken. Diken diken batardı toprağa kirpiklerim. Fenası bekaya çıkarken ruhumun, aşkım Rabbime dönerdi, sen muhabbetim olurdun.

.

Rüzgarın öpmeye doyamadığı gözyaşım!

Soğuk vurmuş eline yüzüne

Kalbimin kurutmaya kıyamadığı gözlerim!

Hazan vurmuş her mevsimine

.

Hayallerden daha uzaklara dalmış

İki göz,

Ulaşılmaz duygulara tercüman 

Sağır ve dilsiz.

Ruhunun derinliklerine sığınmış

Aşkı sensiz.

Karanlık bağımlısı, kötümser

Ve ümitsiz.

Rüyalardan daha güzel gelir olmuş 

Kabusları

Korkutur olmuş gecelerini 

Toz pembe hülyaları

En fazla ölüme kadar giden

Dua ışıkları 

Yalnızlık, gözyaşları 

ve sönmüş umutları...

Baldan daha tatlı 

düşüncelerle boğuşmak.

Zehir kadar da acı

Duygularda boğulmak.

Nefsini dinleyip de 

yanlış yollara sapmak 

Günah, isyan ve 

Kendi kalbinden kovulmak...

Yeni bir başlangıç

Sondan daha ulaşılmazdır.

Vuslat ne kadar uzakta ise 

Firak o kadar yakındır

Hayata karşı mücadelesi

Cevapsız sorulardır

Yaşam kavgası, bir hayal çıkmazı 

Ve sırlardır...

Sözde dostlardan daha candandır 

Kalem ve silgi

Bir parça kağıttan başkası yok 

Sırtını vereceği

Toplu tüfekli savaşlardan geri değil 

İçindeki

Dünya, ahiret ve 

kararsızlık seçimleri...

.

Bu hayata nefesi son çekişim ey rüzgar! 

Bugün aldığım nefes bile terkeder beni

Son nefesim olur, alamam geri.

Ağladığım son günüm bu ey yağmur! 

Kaynağına dönmez akıp gitmiş yaşlar.

Faydası yok ne hüznün ne acının...

Bazen ağlatır gülümserken hatıralar.

.

ne yaşamayı becerebildiğim ne de ölmeyi becerebileceğim hayat! senden çok özür dilerim. insan vesvasları ile tıkış tıkış, şeytan kadehleriyle dopdolu, çaresini bulamadığım derdim! çok üzgünüm...

.

Sonbaharın baskınıyla üşümeye başladı yüreğim.

şimdi altına dönüştü zümrüt yeşili çimenler.

sararıp soldu renk cümbüşü çiçekler.

kuş cıvıltılarının bıraktığı sevgiler yok artık.

hazan vurdu, şimdi nefretli bu gözler.

eylülün rüzgarıyla savurdum umudu.

sevdayı, özlemi, dünyayı, mutluluğu...

geriye, bir ömür dolusu hüzün ve

bir yürek dolusu nefret bıraktım kendime.

acılar mı, insanlar mı, gerçekler mi?

canımı yakan, sevgi mi yoksa nefret mi?

sonbahar mı yaşamaktan nefret ettiren?

soldurduğu yapraklar mıydı sevgim?

isyanım mı yoksa beni benden eden?

neden yaş yerine asit damlıyor gözlerimden?

duygusuz bakışlarımın, ağlayışlarımın sebebi...?

hissiz, karanlık, karamsar kalbimin katili kim?

.

Devrilmiş bir cümle kadar dengesiz geçirdiğim zamanımı ölçemeyen saatler…

.

Sanki içimde biriken devasa bir çığlık var. Arasında eziliyorum boz renkli sislerin. Sözleri olmayan bir feryatname okuyor gözlerim. Dudak hareketleri kulağımı çınlatıyor. Olmayan sesi içimde yankılanıyor harflerin. Ağırlığını kalemin, taşıyamıyor dizlerim.

.

Gece yarılınca gider karanlık.

Gün ağardıkça unuturum seni.

Gün batarken özlerim.

Gece yarısında gelir gam geri

Adını yıldızlara söylerim

.

Bilmediğim manalar var dilimin ucunda. Yetiremiyorum kelimeleri.

.

Hayat beni çağırıyor duyabiliyorum. 

Her sese kulak verecek kadar güçlü değilim.

Ölüm sadece bakıyor gözlerime aynadan 

Yansıyan yüzümdeki serinliğe sahip değilim

.

Kayboldum özleminde şu anın.

gözyaşımın çizgisinden yarılmış yanağımı görmüş olmalı yağmur.

Bilememiş güneş misali doğduğumu. Gün batımında büyüdüğümü. Vakit gece sanmış olmalı, baktım, gök kuşağında siyah pek mağrur. Unuttum sanmış günün ağarışını. Yıldız açmış zift karanlığında beyaz. Uyumak istesem yüzüme şarap serpecek uyanayım diye zaman. Sarhoş ettiğini bilmeden dünya, kısıp gözlerini yine de bakacak yorgun düşmüş hafızama. Mayhoş tadıyla karışık duygularımın, naralar atıyorum içimin sokaklarında. Sokağımın lambaları yanıp sönüyor. Sanrıları düşüyor peşime geçmiş anıların. Göz kapağım devrilip geri dikiliyor.

.

Güzel insanlar biriktirmek istiyorum hazine sandıklarımda 

umursamadan kim ne demiş. Saklamak istiyorum her birini ruhumun en derinlerinde kendilerinin bile bulamayacağı yerlere.

.

Bazen ruhu karmaşıktır insanın. Neyi nereye koyacağını bilemez.

.

Rüzgarın saçlarını okşadığı uysal göllerden birisin işte. Tam alnının ortasında şirin mi şirin bir adacık var. Tam kalbinde vatanımın bayrağını taşıyorsun. Yanaklarından süzülen parlak tüylü ördekler şu ilerideki sandalla yarışa girmeye kararlı görünüyorlar. 

Gökyüzü de hayli şefkatli bugün. Bana annemi özletti. Gözlerim ılık ılık doldu duygulandım. Baksana nasıl kollarını dünyalar kadar açmış kocaman sarılmış sana. Sen de manalı bakıyorsun hani. Şefkati ve güveni en derinlerinde hissetmiş gibi masmavi.

Biliyor musun şu an içimde bir yerlere vuslat destanı yazıyorsun bu masum halinle. Ardındaki ağaçlarla yemyeşil bir huzur türküsü söylüyorsun özlemimi teskin etmek için. Teşekkür ederim. 

A! Bayrağımın yanıbaşında dikilip duran sıska sokak lambasını yaktılar. Biraz ışığa ihtiyacım vardı iyi oldu. Işığın ihtişamıyla gözümü alıp almadığını mı soruyorsun. Hayır, bayrağım daha göz alıcı. 

Hey! Sağ tarafına bak. Bak siyahlı beyazlı yavru ördekler defileye çıkmış endan sergiliyor. Öyle hoşlar ki güzelliklerinin silüeti kalıyor geçtikleri her yerde. Hani sevinç gözyaşları sımsıcak bir gülümseyişin üzerine iner ya salına salına. Öyle nazlı yürüyorlar. 

Havanın beti benzi attıkça gölgeler coşuyor. İyi dinle sana gördüklerimi anlatıyorum.   

.

Bakma aynaya zira aksi düşen suretinde günahın var. Siretinden utanmalısın. Ağlama öyle sessizce. Duyabiliyorum gözlerinde çığlık var. Ve görüyorum ahlı nefesinde bir yangın… iyice aç kulaklarını göğsünün ki kafesinde gönlün ve onun içindeki ses var, dinle. Öyle ki pişmanlık sözlerinde karanlık bir gece var. İsyan olmalı bu. Saklanmalısın. Hayır, endişelenme Yare sığın. Yıldız doldurur yar gönlüne iki kaşı arasından yatıştırır karanlığı. Lakin dikkat et de sen günahlarını yıldızların nurunda yakıp aydınlığa çıkayım derken Yarin narında kavrulmayasın. İsyandan saklandığın sokaklarda divaneler gibi dolanıp da sonra bildiğin yollarda kaybolmayasın.

.

kocaman soru işaretlerim var. kırışmak istiyor göz altlarım. bükülmek istiyor belim. nefesim daralmak, gözlerim kararmak… şiirleri, geceyi solumak istiyor kelimelerimin. şarkıları, sabahın ilk ışıklarını gıdığından öpmek… güldürmek istiyor beni zaman, en zarif hülyamdan gıdıklamak... izin vermek istiyorum hayata. Ve kendime bir şans daha... şimdi, burada, sadece biraz daha kalmak...

.

Gözlerinde kaybolmayı dilediğim nehir! Akma bu tarafa bulamazsın kendini.

.

Günahkarlığımı bile bile cehennemin sahibine sığınmak. Yaramazlık yapan bir çocuğun dövüleceğini bile bile yine ana babasına sığınması gibi.

.


Bir nefes var boğazımda tetikte. Çıkmaya hazır, girmeye hazır, düğümlenip kalmaya hazır, yokluğa hazır… varlığı nimetimken neden?

Bir ruh var göğüs kafesimde. Bir de kalbim sol yanımda. Savaşmaya hazır, kazanmaya hazır, kaybetmeye hazır, ölmeye hazır… nefs ve şeytan düşmanımken neden?

Bir mezar var kaderimde. kazılmaya hazır. Tenim renginde toprağım. çiçekler açmaya hazır, alevler saçılmaya hazır. Akıbetim cennet olmaya cehennem olmaya hazır. Azrail bir melek iken neden?

Bir dünya var gözlerimin önünde. Görmediğim bir inanç var içimde. Hissedişimin huzuruyla gönlüm; yaşamaya razı, ölmeye razı. Varlığım yokluktan gelmişken yokluğa dönemeyişim neden? Varlığımın kıymetini bilemeyişim?.. 

hiç işte, bir hiçim.

.

Uçmak değil marifet, yere çakılmamak…

.

Susmayı öğretir ilim. Susamıyorsan cahilsin. Susabiliyorsan alim.

.

Ruhum feryat figan içinde. 

İçimdeki isyankar kan ter içinde. 

Kendimde değilim. 

Dünya gurbet, gaflet zehir, 

ölüm hastalığında kalbim. 

Hayır, bu ben değilim.

.

Hangi kafiye uyduracak içimdekileri kağıda kaleme?

Hangi nakaratta takılacağım senin adına yârim?

Hangi kulak dinleyecek yazsam seni gözlerime?

Hangi yaş sızlayacak yanağımdan yoluna doğru?

Hangi rakkas oynayacak hasretimin türküsüyle?

.

Bulutların yağdığı, koyu bir hüzün var

Benim duyduğumsa onun tınısı 

Umutların çaldığı, efkarlı bir türkü var

İçime çektiğim ses onun yankısı 

Bu musikiye eşlik eden bir his var

Söylemeye çalıştığım bir dert şarkısı...

.

DUYGULARIN AĞLAYIŞI

Saat dün sularında bir hüzne tutuldu güneşim

Ortamın karaltısında görünmez oldu zaman

Siyaha gark oldu aydınlık ışık hüzmeleri…

Hedefini bulamadı Pertev mızrakları

Saplandı bir kuytu köşeye ve

Kanlı yaşlarla söndü afitabımın ateşi

Aşık pervanelere mezar oldu alevleri…

Feza okyanuslarına varıyordu al ırmakları

Bir yıldız kaydı tuzlu suların arasından

Ve karaya çıkamadan battı karanlığa…

Bir lodos fırtınasıyla savruldu yapraklarım

Toprağın cazibesine yenik düştüler

Birer birer döküldüler yokluğa…

Koşmaktan bitaptı gözbebeğim

Yorulmuştu hep uzaklara adım atmaktan

Gri hicranları seyretmek acıtıyordu

Göz kapaklarının arkasına saklandı son çare

Bir çözüm değildi bu da

İmkansızları, hayal ediyordu şimdi de…

Kirpiklerini yararak çağlayan şelaleleri

Damlıyordu gamzelerime doğru

Acılı bir tiyatro oynuyordu ağıt sahnesi…

Duygularım gece siyahında dostsuz ve dertliydi

.

disarida yagmur, iceride ben,

gozlerimde yas,bende sevda var.

gozyasimda ask,sevdamda karalar var.

gonlumde huzzam,

ellerimde kalan;

bir avuc hicran var....

.

Kendimi sensizliğe terkettim sevgili

Nefsimi yalnızlığa hapsettim

Hiçliğe tutsak ettim duygularımı

Her saniye biraz daha gömüyorum kalbimi

Hiç kimsesiz, tek başınalığa…

Acı, keder, üzüntü, gam…

İki kaşımın arasından yükselen

Kapkaranlık dumanlar…

Hangi güneşi söndürecek 

şimdi geçmeyen zamanlar…

Ölümcül bir hüzzam hastasıyım

Umutlar; sanki lanetliymişim gibi

Can havliyle kaçıyorlar benden…

Gitmek istiyorum dünyadan…

Kendimden ve arzularımdan kaçmak…

Nefsime inat, yarsız kalmak istiyorum…

Anlıyor musun sevgili,

Sadece rabbimi istiyorum!...

.


Gecenin ruhuma doldurduğu karanlık! 

Yırtıl artık yırtıl ki, ışık sızsın ruhuma.

Ey şu gece ruhumu sızlatan ışık! 

Kısıl artık kısıl ki, gönlüm kamaşmasın.

Ey karanlığı yırtık gece!

Yaman artık yaman ki, yıldızlar düşmesin.

Ey şu ruhumun yamandığı secde!

Sarıl artık soluma ki, titriyor, üşümesin.

Ey içimde sızım sızım, ışık içen karanlık!

Seril artık yerlere ki ruhum çok yorgun.

Ey sol yanımda uyuklayan gönlüm! 

Uyan artık gör ki her yer aydınlık!

Ey yıldızlı gecenin umut sızıntısı! 

minnettarım benimle olduğun için 

Ey aydınlanan ruhumun gözyaşı ! 

Akarken neden ılık ve sakinsin?

Oysa nekadar da heyecanlıyım ben

Artık gönlüm özgür ,ruhum coşkun.

Geceme gün doğarken seyret beni

Nasıl da mutluyum gör 

ve nasıl da huzura doygun...

.

Susmak ne güzel kelam imiş 

Gözler ne güzel tercüman.

Dinleyebilmek gönül işi imiş

Okuyabilmek ise pek yaman.

Dertliyi söyleten dert, 

şifasız, merhemsiz bir yara imiş

Bak hale ki, susturan dert ise 

dumansız, dermansız yakan...

" Ah" etmek yaraşmaz imiş 

Derdi nefesinden üfleyene .

Tek seferde içine çekmek imiş mesele.

İyi edecek ilaç, söndürecek yel sormadan 

Kanamak, yanmak gerekmiş

O'ndan başka dert-tabip aramadan.

.

Kendini bir şey sanma güneş!

Isıtamıyorsun işte 

yağmuru benim yanağımda.

Hep soğuk,

Hep kuru izler kalıyor.

Hep ışık, Hep bahar değilsin 

Yalan söyleme!

Kavuruyorsun umudumu 

Hep yanıklar, çizikler kalıyor.

.

KANAMAK VE …

Susmak ne zormuş böyle içinde feryatlar koparken

Konuşmak ne zormuş hiçbir şey olmamış gibi gülücükler saçarken

Kalkabileceğine inanmak ne zormuş böyle her düşüşte 

Yaraların kabukları soyulurken.

KANATMIŞ OLMAK…

Ve ney zormuş ki söyle

Kanattığın bir yaraya merhem olsun diye Allaha yalvarırken canın yanması kadar

Kim demiş vicdan yok! 

Hangi merhem iyidir ki pişmanlığın akıttığı şifa kadar gözlerinden?

Hangi cinayet ağırdır bir yarayı kanatmaktan

Merhem bulamadıkça Allahtan şifa umarak ağlamaktan…?

.

Dili yok mudur acının,

Neden anlatamıyorum? 

Sesi yok mudur ki,

Kimseye duyuramıyorum?

Tadı yok mudur ki tatsınlar?

Bilseler ya ne kadar zor .

Kokusuz da mı yoksa bu? 

Verdiği ıstırabı bir anlasalar...

.

Tıkırtı… sessiz ve karanlık bir kimsesizliğin ortasında bir çocuğun oyun oynarken çıkardığı tıkırtıları duymak. Bu kadar masum muydu içindeki çocuğun kalbi? Oysa o hep günahkardı çocukken.

.

Zaman aktı gözlerimin altından. 

Damla damla yağdı yanaklarımdan.

çizgi çizgi kader üşüştü alnıma. 

Yazgısında keder düştü bahtıma.

.

Bir günah işlersin. Pişmanlık rabıtası yaparken bilmeden isyan edersin. farkına vardığın an nefsinden daha da korkarsın. O öyle merhametli affeder ve yardım eder ki günahı da tövbeyi de isyanı da unutur, Yare dalarsın.

.

Dertsiz görünür asi kulun sözde rahat yaşar dinden ahlaktan bihaber. İsyankardır üstüne üstlük. Lakin hidayet nimetine en muhtaç odur Rabbim. Ruhu sensizlikle azaptadır. Senin firakında gurbettedir. Sabreder farkında bile olmadan. Esirdir nefsine. işkence eder şeytanlar kalbine. Yaradır her zerresi.sıkılır gönlü her gecede. Acır soluğu zikrinsiz. Çilelidir başı. Sana sığınacağını bilmez. Kimsesiz sanır kendini. Yapayalnızdır Rabbim. Senden gafil kalan kulun Senden uzak oluşunun zulmü altındayken mazlumdur. Yardımına muhtaçtır. Yardım et Rabbim.

.

Artık  bütün taşlar yerli yerine oturmaya başlıyordu. Kelebek, içindeki sessizliğe anlam verebilmenin heyecanını yaşıyordu sonunda. Toz kanatlarındaki ihtişamın ve hassaslığın sırrına da vakıf olmak üzereydi. Hissediyordu. Geçmişi, şimdiyi ve ihtimali var ya da yok bir geleceği. Kelebek, aynaya baktığında sonsuzluğa giden kapıları görebiliyordu. Bir tanesi yangın bir tanesi ışık bir tanesi de boşluk. Şu kadarcık zamanda ne kadar da büyük bir mana inşa edilmiş meğer içimde ve dışımda diye şaşkınlığını dile getirdi kelebek. Haklıydı. 

Üç beş yaşlarında gördüğü bir rüyayı anımsadı. Sonra geçenlerde gördüğü bir tanesini ve yaklaşık iki yıl önce sadece gözünde canlandırdığı uyku uyanıklık arası bir şeyi…

Sanki geçmişte yaşadığı her şey iyiliğiyle de kötülüğüyle de hakikati anlamasını kolaylaştırmak adına başına gelmişti. Gayet intizamlı ve kusursuz bir şekilde parça parça ayrılıp binlerce pazılın bir bütün oluşturduğu dev bir resme dönüşüyordu hayatı. Kadere inancı artıyordu. Zira ruhundan gelen bu tarifsiz senfoni alelade bir şekilde maymunun, çam ağacının, gökyüzünün yahut toprak ananın ortaya koyabileceği bir senfoni değildi. 

Bir yaratıcının varlığına inanmamak elde miydi? İmkansızı mümkün kılan bir inanca davet ediyordu bütün bunlar onu. Hiçliğinin farkına vardıkça korkularını imha ediyordu kelebek. Ne ölümden ne de yaşamaktan korkuyordu. her şeyden, beş duyuluk gerçekliğin lezzetiyle beraber ruhunun azalarını keşfettikçe kat kat daha fazla haz alıyordu. Çünkü büyük resmin her parçasında yegane bir gerçeklik seziyordu. 

Aciz fakat harika bedeni, ruhuna mükemmel bir çerçeve olmuştu. Beş duyuluk gerçekliğiyle dünya da bedenine çerçeve olmuştu. 

Peki ya büyük resimde, bütün çerçevelerin ötesinde nasıl bir hayat ya da ölüm vardı? Kelebek, sonsuzluğa açılan asıl kapının eşiğinde gibi hissediyordu kendini. Şu muhteşem yaratıcı için, alacağı tek nefesten dahi firar etmeye hazırdı. Delicesine, aşıkçasına O’na kavuşmayı diliyordu. 

.

Aşağı, en aşağı yerim.

Çıkar çıkar yükseğe, en tepeden düşerim.

Himmetiyle teselli olur kalkarım.

Teslim olamazsa kalbim, yerin de dibine düşerim.

.

Ruh nefse aşık olur. Buradan kalp doğar. Kalp kimin tarafına meylederse insan ona çeker.

.

Bahçen çiçekli mi saklı mı? Suluyor musun kilitliyor musun? Saksı mı sandık mı? Bahçen hangi renk? Rengarenk mi iki renk mi, tek renk mi? Gök kuşağıyla mı sınırlı yoksa? 

İnsan bazen beyaz kadar özgür ve bilgedir. Bazen siyah ve beyaz kadar kuralcı. Bazen gök kuşağı kadar uyumlu. Bazen de hayat kadar süprizdir. 

Bahçende yaşıyor musun gömülü mü?

.

Tek kelime…

Senden duymak istediğim tek bir kelimeydi benden esirgedin.

Tek kelime etme ve git.

Tek kelimeydi sevgiye ve nefrete yeten.

Kırgınlıktı içindeki.

.

Görür gibi hissedebilir mi insan?

Öyle! gözü fersiz, önü ışıksız...

Duyar gibi dinleyebilir mi insan?

Anlatsa anlaşılır mı?

Cümle harfleri hiçe sayıp, sessiz kelamsız...

Ne hayaldir ne de hayat yaşadığı.

Yakaza halli bir duygu, dua olup 

gerçekleşebilir mi yersiz zamansız?

Gerçeği bile boşverebilir mi insan? 

Fikri yere serip, beden başı akılsız...

İnanınca böyle nazlanır mı insan?

Çelimsiz kulluğuyla, biçareliğine rağmen

Vuslat arzularken "sanki dertli" fakat

Sonsuz Kudretiyle Merhametine yaslanıp 

Yar'e sığınmakla bu insan

" sahiden gamsız"...

Nasihati oldur ki kulun verilenden çıkardığı;

Acizliğince fakirdir insan, günahkardır.

Vacip olur gözlerine 

Pişmanlığa sabır ile ağlamak.

Eşref-i mahlukattır.

Rabbin lutfuyladır insan.

Her nefesini şükr ile O'nun zikrine bağlamak

Her vakit üzerine vacip olur.

O halde var sen düşün âkil insan! 

Seni dahi bir hikmete binaen Yaratan'a 

Senin için yarattığı her bir ânâ

Rıza göstermen, Hak üzere sana lazım olur.

.

Havanın sıcaklığını betimleyecek olsaydım bunun yerine alnımdan damlayan teri kalemime mürekkep edip yazarkenki halimi görmenizi dilerdim.

.

Bakma aynaya zira aksi düşen suretinde günahın var. Siretinden utanmalısın. Ağlama öyle sessizce. Duyabiliyorum gözlerinde çığlık var. Ve görüyorum ahlı nefesinde bir yangın… iyice aç kulaklarını göğsünün ki kafesinde gönlün ve onun içindeki ses var, dinle. Öyle ki pişmanlık sözlerinde karanlık bir gece var. İsyan olmalı bu. Saklanmalısın. Hayır, endişelenme Yare sığın. Yıldız doldurur yar gönlüne iki kaşı arasından yatıştırır karanlığı. Lakin dikkat et de sen günahlarını yıldızların nurunda yakıp aydınlığa çıkayım derken Yarin narında kavrulmayasın. İsyandan saklandığın sokaklarda divaneler gibi dolanıp da sonra bildiğin yollarda kaybolmayasın.

.

Bir günah işlersin. Pişmanlık rabıtası yaparken bilmeden isyan edersin. farkına vardığın an nefsinden daha da korkarsın. O öyle merhametli affeder ve yardım eder ki günahı da tövbeyi de isyanı da unutur, Yare dalarsın.

.

FATMA ZEHRA AKYİĞİT FZA

.

DEVAM EDECEK...