Gönderi

İçimizde ne var?
10/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2020 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2020 01:58
İçimizdeki şeytan, cahil, cimri, ukala, kötü, zafiyet düşkünü ve daha nice sıfatlar. Gerçekten içimizde bizden başka biri var mı yoksa kabul etmek istemediğimiz bir biz mi o içimizdeki, nefsimiz mi? Bu kitaptaki asıl anlatılmak istenen ve sorulan soru budur. Karakterlerimiz birbirinden zayıf, cahil olsa da bunları kabul etmezler. Bir kısmı kendini kahraman sanırken bir kısmı bilge, aydın sanır. Başka bir kısmı da kendinden başka herkesi kötülük adayı kabul eder. İçlerindeki şeytan yüzünden mi böyle yaparlar? Bu romanda Sabahattin Ali; okurlarına birçok gerçeği -kabul etmek istemeyeceğimiz gerçekleri bile- gösteriyor, okurlarının yüzüne vuruyor. Okurken engelleyemediğim birtakım darbeler yiyordum: GERÇEKLER! Karakterler, Ömer ve Macide ana olmak üzere bir hayli çok. Hepsinin ortak yönü ise yalan bir aydın ortam içinde hapsolmaları. Ömer, Darülfünunu -tıbbiyeyi- yarım bırakmış bir postane çalışanı. Torpille girmiştir bu işe. Bazen işe gitmediği günler oluyor. Bazen geç gittiği günler oluyor. Ama hiçbir zaman uyarılmıyor, kovulmuyor. Buna rağmen aldığı paraya üç kuruş gözüyle bakan, ay sonu geldiğinde ise o üç kuruşun yolunu gözleyen yalnız bir insandır, çocuktur. Ta ki güç sarhoşu, bağımlısı arkadaşı Nihat ile vapurda Macide'yi görene kadar mı? Öyle mi? Bundan sonra O değil ONLAR mı olacak? Macide'nin yanına gider Ömer ve Emine Teyze'si de oradadır. Macide, Emine Teyze ile uzaktan akrabadır ve konservatuvarda okumak için Balıkesir'den İstanbul'a gelmiş, Emine Teyze ve ailesiyle yaşamaktadır. Macide'yle uzaklardan akraba ve çocukluk tanışı çıkarlar ve Ömer bunu hayra yorar, kaderimizmiş tanış olmak, der. Hayatında gördüğü en güzel varlığın Macide olduğunu iddia eden Ömer, gel zaman git zaman Macide'yle tanışıklığını ilerletir. Ömer'in ilk görüşte aşkı karşılık bulur, ne kadar açık konuşmasalar da. Bir gün Macide, Emine Teyzesi ve ailesinin ona karşı "hafif kadın" ithamları ve daha birçok nahoş sebeplerden dolayı onları terk eder. Ömer onu yanına alır. Ve kendilerini karı koca ilan ederler. Asıl tutunamama, zayıflık burada başlar. Ömer'in kendini hiç ait hissetmediği çakma aydınlar cemiyetinde artık Macide'de vardır. Ve gide gide birbirlerinden uzaklaşırlar. İlaçlarının birbirleri olmadıklarını, sadece kendileri olduklarını anlarlar. İşte romanın bu tarih kısımlı olaylarında Ömer' yavaş yavaş tekrar çöküşü; adeta parasız, yalan, başarısız bir Amerikan Rüyası türü bir yaşantıya sürüklenmesini görürüz. Tehditle kazandığı bir miktar parayı kurnaz arkadaşı Nihat'a verip başını Nihat'ın hatalarına az da olsa sokmuştur. Bir gün Nihat yüzünden tevkif edildikten sonra aklı başına gelen Ömer, zekasını limitsiz bir banka hesabı zannederken çatır çatır harcar. Halbuki bulunduğu, zekasını harcadığı ortam ona bir limit veriyor, onu yavaşlatıyordur. Tek limitsizlik cahiliyettir, saçmalıklardır bu ortamda. Geri dönüp baktığında büyük bir suç görür hayat sicilinde: Hayatında hiçbir şey yapmamış olmak, hayatını boşa yaşamak... Macide ise bu tevkiften daha önce ayrılmıştır kafasında ve Ömer'e yazdığı mektupta. O da fark eder ki bu boş hayatlarının tek suçlusu kendisi değil, aynı zamanda da Ömer'dir. Ve o ne kadar kendinden büyük olsa da bir çocuktur Ömer. Macide'nin geçmişinde de zor anlar vardır. İlkokulda, ortaokulda hep yalnızdır. Hiçbir arkadaş ilgisini çekmez. Mükemmel bir boşluk içinde bir noktadır Macide. Sadece düşünür, kitap okur, etrafını inceler, her gün gördüğü boşluklara düşmemeye çalışır. Lisede ise kendini anlayabilecek, ona dost olabilecek tek bir kişiyle tanışır: Müzik öğretmeni Bedri. Bedri de Macide de bu tanışıklıkta, özel piyano derslerinden memnundur. Ta ki kendinden başka her insanın her an kötülük edeceğini, içindeki şeytana kanacağını düşünen okul müdür bir hamlede bulunana kadar. Bundan sonra özel ders yok grup dersleri vardır. Bundan sonra Bedri konuşmayacak, Macide konuşmayacak, sadece arada anlayışlı ve üzgün bakışlarını yakalayacaklardır. Sonunda Bedri İstanbul'a kaçacak ve birkaç yıl aradan sonra tekrar rastlaşacaklardır. Macide yine Ömer haricinde dostsuzdur İstanbul'da. Bir süre sonra Ömer ve Bedri’nin uzun bir dostluk içinde olduğunu öğrenecektir Macide. Ömer ve Macide yollarını ayırırken Bedri ve Macide yeni bir yola koyulacaktır üçünün ortak vesilesiyle. Şimdi, bu uzun hikayeden çıkarılacak belirgin son ve sonuç insanın içindeki şeytan, nefis ne dersek diyelim insanın bir parçası, hatta insanın kendisi olduğudur. Biraz daha hikayede geriye doğru bakarsak her olayda insanın kendisinin suçu olduğunu görebiliriz. Macide'nin yeteneği varken konservatuvarda yine kendini yalıtması, içine kapanması kendi hatasıdır. Hayatına yön verecek cesareti ve karar alabilme gücünü kendisinde görmemektedir. Fakat iş bir zamanlar geçici de olsa yuva belirlediği evi terk etmek, hayatını bir haftalık tanışık olduğu Ömer'le devam ettirmek gibi büyük ve riskli kararları ne kadar kolay almıştı. Ömer darülfünunu bırakarak ne büyük hata yapmış olduğunu evine, karısına ekmeği zor getirdiğinde, bazen hiç getiremediğinde anlamasına rağmen bir anda unutturuvermişti kendine. Okulu bırakan da kendini ve Macide'yi aşağılık, bayağı ortam ve durumlara sokan da Ömer'in kendisinden başka kimse değildi. Bir Overlook Sakini olarak sanırım bu romanı bilincimdeki kusursuz kurgular kısmına ekliyorum. Yepyeni, kusursuz kurgular, düşünceler ve düşlerde görüşmek üzere. İçimizde bir şeytan yok. İçimizde sadece biz varız!
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,7bin okunma
·
11 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.