Livaneli Livaneli Seranad'da ne çok övmüştüm seni.
Kitap konu itibariyle ikiye ayrılmış durumda. Önce temas hastalığı olan ve duygu yoksunu beni(Ahmet) sonra kardeşimin (Mehmet) hikayesini dinliyorsunuz.
Beni kitaba giriş, biraz gizem, biraz polisiyecilik oynamak için yani aslında asıl konumuzla hiç de ilgisi olmayan sevgili komşum Arzu'nun katilini bulmak için dinliyorsunuz.
Evime giren ve türlü türlü garipliklerimden hazetmemesine rağmen merakına yenik düşen gazetecimiz ile ilişkimi inceliyorsunuz.
Evet burada Agatha Christie okuyor gibi hissetmemiz istenmiş olmalı.
Ikinci kısım ise kitabin okunmaya değer ve tüm övgüleri tek başına hakeden kısmı.
Iyi de ben ilk bölümü neden okudum? Tüm bunların kardeşimin hikayesi ile ne ilgisi var?
Ahmet'in abartılmış duygu hastalığı,
Mehmet'in tamamı bir yanlış anlaşılma uzerine kurulu acıklı hayatı,
Mehmet ve Olga'nın hissedemediğimiz o büyük aşkları,
Olga ve Ludmilla'nın, Livanelice yüceltilen iki kadının birbirine duyduğu şevkatli aşkları...
Kitapta neredeyse her karakterde eksik kalan betimlemeler ve duygu eksiklikleriyle hep bir boşlukta kalma durumu mevcut.
Sonuna kadar komşu cinayeti ve Mehmet'in hikayesi bir yerde birleşsin diye bekledim, istedim. Ama maalesef öyle bir şey olmuyor.
Livaneli'nin okuduğum 4. ama sevmediğim ilk kitabı bu oldu.
Hayal kırıklığımın hikayesi...
Meraklısına; kapak resmi Rene Magritte'nin The Lovers tablosunun ufak bir değişikliğe uğratılmış halidir.