Puan vermedi·136 syf.····Okunma: 25 Eylül 2020 02:23 Freud aslında kitabının ilk başlarında bireysel psikoloji ve kitle psikolojisi arasında önemli görülebilecek farkları daha keskin bir şekilde belirtirken, kitabın geri kalan sayfalarına doğru bu keskinliğin giderek kaybedildiği görülür.
Ünlü psikiyatrist kitabını daha iyi anlayabilmek adına kitle psikolojisi olarak tanımlanan kavrama dikkat edip bir ön araştırma yapmanın faydalı olacağı düşüncesindeyim çünkü Freud’un hangi grupları kitle olarak ifade ettiğini belirsizliklerle donattığını göreceksiniz ya bilerek yapılmış bir durum ya da farkında olmayarak belirsiz bırakılmış bir kavramla karşılaşacaksınız. Benim anlamış olduğum kitle psikolojisi kavramını ise şöyle tanımlayabilirim; kendisini eleştirebilen ya da çevresine eleştirel gözle bakamayan, kendisini ve çevresindeki durumlara karşı sağduyusunu kaybetmiş, düşünme üzerine herhangi bir eylem gerçekleştirmeyen, her şeye inanç yoluyla bağlı olan, şiddet eğilimi yüksek, vicdan ve ahlak tanımlarını yok sayan, sürü gibi hareket ettiğine inanılan toplulukların kitle psikolojisi kavramıyla tarif edildiği görüşündeyim.
Kitle psikolojisi, bir ideoloji çevresinde toplanmış olan insanların ortak davranışlarını ele alır. Bireysel psikoloji ise bu toplum psikolojisi içinde yer alan bir yapıdır fakat bireyler; toplumsal varlığıyla ve kurmuş olduğu karşılıklı ilişkilerle bütünleşmiştir ve bu haldeyken dahi kişiliğinin yok olmadığını, bir yandan birey olmaya devam ettiği söylenebilir. Kitle kavramının bu açıdan topluluktan ayrıştığını söyleyebiliriz, onun için önemli olan kolektif ruh bilinci kazandırmaktır. Kitle içine katılan kişiler kendi özelliklerini kaybederek kitlenin bir parçası haline gelirler. Bireyin duyguları ve düşüncelerinin aynılaşması, aldığı emirler ve telkinler üzerine bir düşünme eylemi gerçekleştirmeden oluşturma eğilimi, bilinçli kişiliğinin parçalarının yok oluşu ve bilinçsizliğin bireyi ele geçirişi sonucu bireyin kendisi olmaktan çıkarak irade yoksunu oluşu ve tıpkı bir otomata dönüşme sürecidir. Bireyler tek başlarınayken kendi fikir, düşünce ve davranış örüntülerine göre eylemlerde bulunurken kitle içindeki bireyin kendine özgü olan fikir, düşünce ve davranışlarının özgünlüğünün kayboluşuna rastlanır, bir nevi bilinçdışı süreçlerin hakim olduğu söylenebilir.
Kitle içerisinde yer alan bireyin kendisini, bir gruba ait olduğunu sanmasıyla karşı konulmaz bir güce sahip olduğu düşüncesi başlar. Kitle içerisindeyken bulunduğu eylemlerinden ötürü ayıplanmayacağı düşüncesiyle başlayan aitlik, bireyin vicdanını, ahlakını ve topluma olan sorumluluk düşüncesinin yok olmasına zemin hazırlar. Herhangi bir sınırın olmayışıyla ve kendisini tutkularının eline bırakmasıyla etrafa karşı yalıtılmışlık hissiyle, bireyde büyük bir hazzın temeli oluşur. Bu bireylerin duyguları coşkulu ve yalındır, küçücük bir öfkeden nefret doğabilir ve gerçeklik arayışı kendi benliğindeki hükmü yitirmesine yol açabilir. Kitle, mantıklı davranış için bir ön koşul aramaz ve dürüstlükten ziyade güce saygı besler. Üstün olmuşluğun güçlü yanı bireyleri etkisi altına alır, zorbalık kendisini ortaya çıkarır ve egemenlik baskı altına almayı sever, tutucu yapısıyla ilerlemelerin üzerindeki en büyük engel olmasına yol açar.
Kitle tıpkı bir sürü gibidir ve efendisi olmadan yaşamını sürdüremez. Bu efendilere güç kazandıransa kitlenin yobazca bağlı oluşudur, kendisine tıpkı mıknatıs gibi çeker ve itaati sağlarlar. Kitle içerisinde ‘kolektif zeka engellemesi’ diye tanımlanan kitle içerisinde zekaca diğer bireylerden üstünlerin, zeki olmayanların seviyesine kendilerini indirgedikleri durumdan bahsedilir. Kitle içgüdüleriyle hareket eder, tutkuludur, bocalar, tutarsızlıklarla mücadele eder, kararsızlık egemendir ve eylemleri aşırılığa kaçar. Güçlü olduğu düşüncesiyle hareket eden kitle ahlak ve insaniyetten uzak her türlü davranışa yönelir. Kitle psikolojisi içerisindeki bireylerin güç büyüsü altındaki eylemleri günümüz dünyasındaki vahşet ve şiddetin nedenlerini anlamamıza bir nebze olsa da yardımcı olduğu söylenebilir.