Aşk dediğin nedir ki
Histen nefesten varlık
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık.
Bu güzel dizeleri kaleme alan Tanpınar belli ki bir şeylere fena sinirlenmiş. Yoksa oturup 395 sayfa olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü yazarak, birilerine aba altından niye sopa göstersin ki.
Tanpınar şiirlerinde sembolist bir dil kullanırken, romanlarında gerçekçi ve bir bakıma da toplumcu bir çizgiyi tercih ediyor. Kitabın baş kahramanı olan Hayri İrdal’in çocukluğunun II nci Abdülhamit, yaşantısının bir bölümünün ise genç Türkiye Cumhuriyet döneminde geçmesi, aslında bizlere ipucu da vermektedir. Şeyle ki, Tanpınar’ın yaşadığı dönemdir aslında Hayri İrdal’in yaşadığı dönem. Bu da yazara ustalıkla iki ayrı dönemi mukayese etme imkanı sağlamamıştır.
Kendi çocukluğunuzdan veya nine ya da dedelerinizden dinlediğiniz birçok şeyi bu kitapta bulabilirsiniz. Mesela kitapta geçen İngiliz yapımı ayaklı duvar saatinin adı Mübarek. Hafızalarınızı yoklarsanız, evlerde ki eşyalara isim koymak bir nevi aileden biriymiş muamelesi yapmak, ona değer vermek tanıtık gelebilir size.
Kitap içerisinde sıklıkla Osmanlıca ve Farsça kelimeye rastlamak mümkün. Bu da dili ister istemez biraz ağıraştırmış. Ama akıcı bir uslup kullanılmış olması, akıcılığı sağlamış. Bu yüzden kitabın kalınlığı sakın gözünüzü korkutmasın, kurgunun içerisine girdiğinizde elinizden bırakamayacağınızı anlayacaksınız.
Kitapta yer alan kahramanlar özenle seçilmiş. Özenle seçilmişten kastım, yabancı olmayacağınız birçok tanıdık karakter çıkıyor karşımıza. Nuri Efendi, Dr.Ramiz, Seyit Lütfullah, Halit Ayarcı, Nevzat Hanım, Ahmet Zamani Efendi, Pakize, Emine vb. Hepsi hayatın, hayatımızın içinden karakterler. Tek fark, hiç yaşanmamış bir hikayenin kahramanları olması.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü hiç bir zaman olmadı. Fakat ülkemizde öyle garip enstitüler kurulup kapatılmış ki zamanına, belli ki yazarımızda bunlara bir gönderme yapmış. Roman dört bölümden oluşmaktadır: Büyük Ümitler, Küçük Hakikatler, Sabaha Doğru, Her Mevsimin Bir Sonu Vardır. İlk iki bölüm Hayri İrdal’in Enstitü öncesi, diğer iki bölüm ise Enstitürün kurulması ve kapanmasını anlatmaktadır.
Aynı zamanda şair olan Tanpınar, kitabında da fazlasıyla metaforlardan beslenmiş. Zaman zaman da mizaha başvurarak, okurun yüzünde tebessüm oluşturmayı ziyadesiyle başarmış durumda.
Bu roman üzerinde, edebi anlamda da söylenecek çok fazla şey var. Türk edebiyatının ilk modernist romanı mıdır? Tarz olarak Grotesk denilebilir mi? Onu da meraklısına bırakıp, okuma listenize eklemenizi tavsiye ediyorum.
İnsan, kitap okur.
Erkan