Duayen
koleksiyoncu
biriktirdiklerini
bu sitede
paylaşıyor
K
oleksiyoner, araştırmacı, yazar ve
öğretim görevlisi Mert Sandalcı, kitap
ve makalelerine dair bilgilerin yer aldığı,
koleksiyonerliğe dair yazılar hazırladığı
internet sitesini (mertsandalci.com) açtı.
Özellikle 2000 senesinde yayımlanan üç
ciltlik Max Fruchtermann Kartpostalları,
2009 yılında çıkan Osmanlı’dan
Cumhuriyet’e Biraya Dair gibi kitaplarıyla
tanınan Mert Sandalcı, yıllarca mühendis
olarak çalıştıktan sonra çocukluğundan
itibaren devam ettiği koleksiyonculuk
ve nümismatik, daha sonra da belge
koleksiyonları üzerine çalışmaya başladı.
2200’ün üzerinde Osmanlı kartpostalını inceledikten sonra, sayısı 7500’ü bulan
Osmanlı ve Cumhuriyet eczacılarına
dair hayat hikâyelerini araştırmaya
başladı. Max Fruchtermann Kartpostalları
kitabından sonra Türk eczacılığı
üzerine dokuz ciltten oluşan çalışmasını
yayımladı. Bu süreçte elinden 10 binden
fazla belge geçti. Pek çok belgeyi
inceleyip üzerine kitaplar hazırlayan
Sandalcı’nın eczacılık tarihi konulu 11
kitabı, 129 makalesi bulunuyor. Eczacılık
tarihi dersleri de veren, Türkiye’nin en
önemli koleksiyoncularından Sandalcı’nın
diğer konular hakkında 18 kitabı ve 50’yi
aşkın makalesi mevcut.
10
Osmanlı Devleti’nin
kuruluş dönemi kaynak yetersizliği
nedeniyle çözülmesi pek de mümkün
olmayan muammalarla dolu. İşin içerisine
dini hassasiyetler girince bu daha da
sübjektif bir hal alıyor. Tarihçilerin bir
kısmı kuruluştaki dini havaya bir kudsiyet
atfederken, kimileri ise tamamen yok
sayıyorlar. Bu nedenle birbirine çok zıt
görüşler ortaya çıkabiliyor.
19
ANTIK YUNAN TAPINAKLARINDA
ENGELLI RAMPALARİ
Yeni araştırmalar engelli rampalarının modern icatlar
olmadığını, antik Yunan’da mimari tasarımların bir parçası
olduğunu gösteriyor. Antik Yunan sanatına bakınca dönemin
insanlarının kaslı ve fit bir yapıda olduğu algısını sorgulayan
arkeolog Debby Sneed Yunan mimarisinde engellilerin yeri
konusunda önemli bulgulara ulaştı. Bölgedeki antik tapınakların
mimari yapısına bakan araştırmacı özellikle sağlık alanına
yoğunlaşan tapınakların planlarında rampalara daha çok
rastladığını yazıyor. Koltuk değneği kullanan, ya da sedyeyle
taşınan hastaların bu rampalar sayesinde tapınağa alındıkları
tahmin ediliyor. Tartışmalar devam etse de Sneed’in araştırması
antik dönemde fiziksel engellerin hayatı ve yapıları nasıl
şekillendirdiği üzerine önemli bir bulgu olarak görülüyor.
22
“Eğer çocuk ile doğadaysanız, siz susun”
33
Pestalozzi’nin eğitim anlayışında disiplin değil, özgürlük öndedir.
35
“Bizde, mideye gidecek besine ilgi
gösteriliyor. Ama beyni besleyecek
şeylerden ürkülüyor.”
39
“Birinin yapmış olduğu iyiliklerin ölümden sonra da devam
etmesine dayanan vakıf sistemini Sasaniler geliştirdi.“
44
“Osmanlı, Cumhuriyet, laik, dindar, solcu, sağcı hiç farketmez .
Son 200 yılda devlet vakıfların en büyük düşmanı oldu.“
47
1954’te Menderes hükümetince tüm Osmanlı para
vakıflarına el konulup bu paralarla Vakıflar Banka-
sı’nın hisselerinin satın alınması ve böylelikle ban-
kaya sermaye teşkil edilmesiydi. Bu hisse senetleri-
nin yıllık temettüleri Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne
ödenecek, genel müdürlük de bu paralarla eski vakıf
eserlerinin restorasyonunu yapacaktı. Yani bir bakı-
ma el konulan vakıf paraları tekrar vakıflara döne-
cekti. 1954-2019 arası bu ilke genellikle uygulandı ve
bir çok vakıf eseri restore edildi. Ancak altıncı aşama
3 Aralık 2019’da gerçekleşti ve hükümet bankanın A
ve B grubu hisselerini Hazine Müsteşarlığı’na dev-
retti. Bu hisselerin kıymeti o zamanın parasıyla 13.9
milyar TL veya 2.5 milyar dolardı.
47
Günümüzün Diyanet İşleri başkanının veya Hay-
rettin Kahraman gibi “İslam uleması”nın konumu,
pratiği ve gündelik siyasette gördüğü politik işlev, bir
devlet ve maslahat kurumunun içinde bu köklü ge-
leneğin hâlâ yaşayan bir tarafı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca, “laik” devletimizin 1930’lardan beri gay-
rimüslim vakıflarına yönelik el koyma dahil her tür-
lü müdahaleden geri kalmadığını da unutmayalım.
Artık sadece tarihçiler olarak bizler değil, geniş top-
lum kesimleri de hayatın ve tarihin sadece kopuşları
değil, bir dizi sürekliliği de içerdiğinin yeterince far-
kına varmış olmalı!
55
“Fevzi Çakmak’ın da asıl adı
Mustafa. Sonradan Fevzi ismi
veriliyor. Mustafa Kemal’e
Kemal ismi verilmesi gibi.”
63
Avusturya İmparatoru Franz
Joseph , Galler Prensi Edward,
yazar Gustave Flaubert Naum
Tiyatrosu’na konuk oldular.
89
Bir ananın oğluna verdiği emeğin
büyüklüğünü düşünerek ona merhametle,
şefkatle ve iyilikle hitap ediniz.
123