·587 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Eylül 2020 14:17 Her insan için çok severek okuduğu, okumaktan keyif aldığı tür kitaplar vardır. Benim içinde tarihi aşk kitaplarının yeri hep ayrıdır. Aşina olduğum severek okuduğum yazarların da bende yeri ayrıdır. Pek bir severim yani, böyle doyamayarak okumam ondandır.
İlk olarak söylemem gereken önemli nokta kitaba bayılmış olmam. Abartısız söylüyorum ki kitabı çok sevdim. Bitmesin diye az az okuduysam da sona ulaştım. Çoğu yerde kahkahalara boğularak tavşanımı korkuttum. Benden çıkan ani sesle hayvan neye uğradığını şaşırdı. Sayamayacağım kadar çok sahne gözlerimden yaş gelesiye güldürdü beni. Jane dönemine göre fazla deli bir karakter, hatta daha doğru bir anlatımla tam olarak çatlak biri. Onu sevmemi sağlayan etken karşısında bulunan kişiye karşı yüksek empati duygusuna sahip. Gülenle gülen, ağlayanla oturup ağlayan, her duyguyu en uçta yaşayan biri.
Alexander ise geçmişi puslu kalbi paslı bir adam. Başlarda gizemine takılıp acaba derdi neydi merakına düşüp sonlara doğru kıvrak zekası ile kendine hayran bırakan adam. Yazarımıza sesleniyorum, böylesi adamları kaleme aldıkça biz kimseyi beğenemeyiz, bilesiniz.
Kahramanlarımız karşılaştıkları ilk andan itibaren birbirlerine karşı koyulmaz bir çekimle çekiliyorlar ama bunu yine kendilerine erkenden itiraf edemiyorlar. Çünkü laf yarışı durur akıl üstünlüğü kurmak varken burnunun ucundakileri görmüyorlar. Olsundu ben bu ikiliyi böyle benimseyip sevmiş bulunuyorum. Fazla detaya girmiyorum, çünkü önemli yerler oraları, derken bir şeylerin sonucunda evleniyorlar. Dük'ümüzün geçmişi bir anda sorun olacak şeklinde karşılarına çıkıyor. Acaba kahramanlarımız sorunların karşısında çelik gibi durup aşkın gücünü kendilerine zırh gibi giyip tüm sorunları alt edecekler mi? Bunu kitabı okuyarak öğreniyoruz.
Kitabı sevdim, konusu içinde olan olayları karakterleri bana göre olması gerektiği kadardı. Zaten bu kurguya öyle aman aman büyük olaylar sansasyonel eklemeler olmazdı. Her şey yerli yerinde, tam kararındaydı. Yormayan su gibi akıcı bir anlatımla kaleme alınmıştı. Karakterler birbirleriyle çok uyumluydu. Tüm karakterler hikayeye tat vermiş bir yapboz gibi biri yerinden oynasa resimde eksik kalır hissi bırakırdı.
Dört Mevsim serisinin ilk kitabı olan Güz Fırtınası kitabini şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer ki Rita Hunter kalemiyle tanışmamışsanız bir an önce şans vermelisiniz.